..:::Behlül Dânâ:::..

2/11/2006 - Muhammed (S.A.V.) İman

Kategori: Iman

Muhammed (s.a.s) Abdullah'ın oğlu, Allah'ın kulu ve rasulü dür. Hiçbir zaman puta tapmamış, Allah'a şirk koşmamıştır. Büyük, küçük hiçbir günah işlememiştir.

Muhammed (s.a.s) nebilerin en sonuncusudur.

Allah (c.c) şöyle buyuruyor:

"Muhammed içinizden herhangi bir adamın babası değil, o Allah'ın elçisi ve rasullerin sonuncusudur. Allah her şeyi bilendir.[1]    

Rasulullah (s.a.s) şöyle buyuruyor:

"Benim ile diğer nebilerin misali çok güzel fakat bir tuğlası eksik olan bir bina gibidir. İnsanlar bu binayı dolaşıyorlar ve güzelliğinden dolayı çok beğeniyorlar. Fakat şu tuğla da tamam olsaydı daha iyi olurdu, diyorlar. Rasulullah (s.a.s): "İşte ben o eksik olan tuğlayım ve nebilerin sonuncusuyum." buyurdu.[2]              

"Ben Muhammed'im. Ben Ahmed'im. Ben Mahiy (şirki mahveden)im. Ben el-Haşir (insanları çevresinde toplayan)ım. Ben elAkib (ondan sonra nebi gelmeyin)im.[3]     

Muhammed (s.a.s)'den sonra nebi gelmeyecektir. Bu nedenle ondan sonra nebilik iddia eden yalancıdır, kafirdir.

Rasulullah (s.a.s) şöyle buyuruyor:

"Ümmetimden (olduğunu iddia eden) bir takım yalancı kişiler çıkacak ve her biri nebi olduğunu iddia edecektir. Ben nebilerin sonuncusuyum. Benden sonra nebi yoktur." [4]

Rasulullah (s.a.s)'in sözü mutlaka dinlenip ona itaat edilmeli, Allah'a onun gösterdiği şekilde ibadet edilmelidir.

Allah (c.c) şöyle buyuruyor:

"(Ey Muhammed!) De ki: "Allah'ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah Gafur'dur, Rahim'dir."[5]

 "Hayır. Rabbine and olsun ki aralarında çekiştikleri şeylerde seni hakem tayin edip, sonra senin verdiğin hükmü içlerinde bir sıkıntı duymadan tamamen kabul etmedikçe inanmış olmazlar."[6]   

Allah (c.c), Muhammed (s.a.s)'i en sevdiği kullarının mertebesine ulaştırmış ve onu halil edinmiştir.

Halil: Sevginin en üstün mertebesidir.

Cündüp b. Abdullah (r.a) diyor ki:

"Rasulullah (s.a.s)'in vefatından beş gün önce şöyle dediğini duydum:

"Sizden bir halilim (yani çok fazla sevdiğim) olmasından Allah'a sığınırım. Allah İbrahim'i halil edindiği gibi beni de kendine halil edindi. Şayet ümmetimden birini halil edinecek olsaydım Ebu Bekir'i halil edinirdim. Fakat o, benim kardeşim ve arkadaşımdır."[7]                       

Rasulullah (s.a.s) bütün insanlara gönderildi. Allah (c.c) bütün insanların ve cinlerin ona itaat etmesini farz kıldı.

Allah (c.c) şöyle buyuruyor:

"Şöyle dediler: "Ey milletimiz! Allah'a çağıran Muhammed'e uyun ve ona inanın da Allah da sizin günahlarınızı bağışlasın ve sizi can yakıcı azabdan korusun." [8]   

"(Ey Muhammed!) Biz seni bütün insanlara ancak müjdeci ve uyarıcı olarak göndermişizdir. Fakat insanların çoğu bilmezler."[9]  

"Alemleri uyarmak üzere kulu Muhammed'e hakkı batıldan ayırt eden Kur'an'ı indiren Allah yücelerin yücesidir." [10]   

"(Ey Muhammed!) De ki: "Ey insanlar! Doğrusu ben, göklerin ve yerin hükümranı olan, O'ndan başka ibadete layık ilah olmayan, dirilten ve öldüren Allah'ın hepiniz için gönderdiği rasulüyüm. Öyle ise Allah'a ve O'nun ümmi (okuma ve yazması olmayan) Rasulüne ki o da Allah'a ve sözlerine inanmıştır inanın, ona uyun ki doğru yolu bulasınız." [11]                                                        

Rasulullah (s.a.s) şöyle buyuruyor:

"Nebiler arasıda altı sebepten üstün tutuldum: Kelimelerin en güzeli ve en kapsamlısı bana verildi. (Kafirlerin kalbine) korku salmakla muzaffer olundum. Ganimetler bana helal kılındı, yeryüzü benim için temiz ve mescid kıldı, ben bütün insanlar için gönde-rildim ve Allah nebiliği benimle tamamlamıştır."[12] 

Rasulullah (s.a.s)'in sevgisini babadan, oğuldan, nefisten daha üstün tutmak gerekir.

Ebu Hureyre (r.a)'den Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurdu:

"Nefsim elinde olan Allah'u Zül Celal'e yemin ederim ki hiç biriniz ben ona babasından, çocuklarından ve bütün insanlardan daha sevgili olmadıkça iman etmiş olmaz." [13]

Ömer İbn'ul Hattab (r.a) Rasulullah (s.a.s)'e:

-"Ya Rasulallah! Sen bana nefsimden başka her şeyden daha sevgilisin" demiş. Buna karşı Rasulullah (s.a.s):

-"Ya Ömer! Nefsinden de sevgili olmalıyım" buyurmuş. Bunun üzerine Ömer:

-"Nefsimden de" deyince Rasulullah (s.a.s):

-"Ya Ömer! İşte şimdi oldu" buyurmuş. [14]

 

Allah (c.c), Rasulüne onun doğru söylediğini, kendi tarafından gönderildiğini destekleyen mucizeler vermiştir. Kıyamete kadar kalacak en üstün mucize Kur'an'dır. Allah (c.c) bütün cin ve insanlardan bir sure, hatçta üç ayet getirmelerini istemiş, fakat bu iddiaya cevap verememişlerdir.

 

 

  Allah (c.c) şöyle buyuruyor:

"Kulumuz Muhammed'e indirdiğimiz Kur'an'dan şüphe ediyorsanız, siz de onun benzeri bir sure meydana getirin. Eğer doğru sözlü iseniz Allah'tan başka güvendiklerinizi de yardıma çağırın. Yapamazsınız ki, yapamayacaksınız. O taktirde inkar edenler için hazırlanan ve yakıtı insanlarla taşlar olan ateşten sakının." [15]

Rasulullah (s.a.s) Kur'an'ın dışında görülen ve hissedilen mucizelerle de desteklenmiştir. Sahih hadislerde zikredilen mucizelerden bazıları şunlardır:

Ay'ın yarılması, taşın selam vermesi, kütüğün iştiyaktan dolayı ağlaması, parmaklarının arasından suyun fışkırması, yemeğin bereketinin artması, kızarmış kuzunun zehirli olduğuna şehadet etmesi, bi'setten önce bulutun onu gölgelemesi, sırtında nübüvvet mühürünün bulunması, ağacın gelip selam vermesi, çeşitli hastaları tedavi etmesi, mirac, duasının reddedilmemesi, kafirlerin onu öldüremeyişleri, sütün bollaşması, onu öldürmek isteyen kişilerin arasından yüzlerine toprak saçarak geçmesi, gelecekten haber vermesi vb.

Allah'ın onu Kur'an ahlakıyla ahlaklandırdığına inanıyoruz. Din ve dünya hususunda, nebi olmadan önce de sonra da hiç yalan söylememiştir. Çirkin bir fiil yapmamıştır. Hiçbir zaman savaştan kaçmamıştır.

Rasulullah (s.a.s) ümmetine karşı çok şefkatli ve merhametliydi. Hatta Allah (c.c) bu konuda onu teselli etmiştir.

Allah (c.c) şöyle buyuruyor:

"Kötü işi kendine güzel gösterilip de onu güzel gören kimse, kötülüğü hiç istemeyene benzer mi? Şüphesiz Allah dilediğini saptırır, dilediğini de doğru yola eriştirir. (Ey Muhammed!) Artık onlara üzülerek kendini harab etme. Allah onların yaptıklarını şüphesiz bilir." [16]

 

"Ey inananlar! And olsun ki. İçinizden size, sıkıntıya uğramanız kedisine ağır gelen, size düşkün, inananlara şefkatli ve merhametli bir Rasul gelmiştir." [17]

Azim ve sebatlık hususunda en üstün seviyede idi. Dünyaya karşı zahid (aza kanaat eden)di. Fasih idi. Konuştuğu zaman kelimelerini tekrarlamak isteyen tekrarlayabilirdi. Öz ve kapsamlı kelimeler ona verilmişti. Nefsi için değil Allah için kızardı. Mü'minlere karşı alçak gönüllüydü. Allah için ibadet eden, Allah yolunda cihad eden, Allah'a tevekkül eden bir zattı. Bu sıfatlar onda doğduğundan beri vardı. Allah onu bu sıfatlarla yaratmıştır. Bunlar sonradan elde edilmiş sıfatlar değildirler.

Allah (c.c) şöyle buyuruyor:

"(Ey Muhammed!) De ki: "Buna karşılık sizden bir ücret istemiyorum. Kendisinde olmayan bir şey iddia eden kişilerden de değilim." [18]

Ayette geçen "mütekellif" kelimesi; içinde olmayan şeyleri yapan anlamındadır. Rasulullah (s.a.s) ise bu sıfattan uzaktır. Onun tavırları sonradan kazanılmış, yapmacık tavırlar değildir. Bilakis, onun karakterinde gerçekten mevcut olan tavırlardır.

Ahlak ve karakter bakımından en üstün özelliklere sahip bir kimseydi. Bu sahip olduğu ahlaktan dolayı akıllı olan kişiler hemen onu tasdik ettiler. Hanımı Hadice (r.a) ve arkadaşı Ebu Bekir (r.a) gibi.

Hadice (r.a)'nın müslüman oluşu şöyledir:

Mü'minlerin annesi Aişe (r.a)'dan:

"...Rasulullah kendisine vahyolunan bu ayetlerden dolayı korkudan yüreği titreyerek döndü ve Hadice binti Huveylid'in yanına giderek: "Beni sarıp örtünüz, beni sarıp örtünüz" dedi.

Korkusu gidinceye kadar mübarek vücudunu sarıp örttüler. Ondan sonra Rasulullah (s.a.s) başına gelenleri Hadice'ye naklederek:

"Kendimden korktum" dedi. Hadice (r.a):

"Öyle deme. Allah'a yemin ederim ki Allah hiçbir vakit seni utandırmaz. Çünkü sen akrabana bakarsın, işini görmekten aciz olanların ağırlığını yüklenirsin, fakire verir, kimsenin kazandıramayacağını kazandırırsın. Misafiri ağırlarsın. Hak yolunda zuhur eden olaylar ve önemli şeylerde halka yardım edersin" dedi.

Bundan sonra Hadice (r.a) Rasulullah (s.a.s)'i alıp amcasının oğlu Varaka b. Nevfel b. Esed b. Abduluzza'ya götürdü..." [19]

İbni Abbas (r.a) Ebu Süfyan'dan bizzat haber verdiğine göre Ebu Süfyan şöyle demiştir:

"Rasulullah (s.a.s)'le aramda kararlaştırılan müddet içinde (Hudeybiye anlaşması zamanında) Şam'da bulunduğum sırada Herkes bana Rasulullah hakkında bir takım sorular sordu. Ben bunları cevaplandırdım. O, kendi tercümanına dedi ki:

"Ona şunları söyle: Ben sana içinizden onun nesebini sordum sen onun yüksek nesep sahibi olduğunu söyledin. Rasuller de zaten böyle kavimlerin yüksek nesep sahipleri içinden gönderilir. Ben sana: Sizden bu nebilik sözünü ondan daha önce söylemiş bir kimse var mıdır? dedim. Sen: Hayır, yoktur dedin. Ben de: Eğer sizden bu sözü ondan evvel söylemiş bir kimse olsaydı, kendisinden önce söylenmiş bir olan bir söze uyup taklide kalkışan bir adamdır diye düşünürdüm dedim.

Ben sana: O dediğini demeden önce sizler onu yalan söylemekle suçluyor muydunuz? dedim. Sen: Hayır, dedin. Ben de kesin surette bildim ki insanlara karşı yalan söylemeyi istememiş bir kimse (sonradan) Allah'a yalan söylemeye cesaret edemez. Ben sana: Onun babaları, dedeleri içinden bir melik olmuş mudur? diye sordum, sen: Hayır, olmamıştır, dedin. Ben de: Babalarından bir melik olsaydı bu da babalarının hükümdarlığını geri almak isteyen bir kimsedir diye hükmederdim dedim. Ben sana: Ona insanların eşrafı mı tabi oluyor yoksa zayıfları mı? diye sordum. Sen: Ona tabi olanların insanların zayıfları olduğunu söyledin. Rasullere tabi olanlar da zaten onlardır. Ben sana: Ona tabi olanlar artıyorlar mı, yoksa azalıyorlar mı? diye sordum. Onlar artıyorlar dedin. İman keyfiyeti de tamam oluncaya kadar hep böyle gider. Ben sana: Onun dinine girdikten sonra dinini beğenmemezlikten dolayı irtidat eden oluyor mu? diye sordum. Sen: Hayır, dedin. İman da mucip olduğu için ferahlığı kalplere karışıp kökleşince böyle olur, onu kimse sevmemezlik etmez. Ben sana: O zat gadr eder mi (yani ahdine vefasızlık eder mi?) diye sordum. Sen: Hayır etmez, dedin. Rasuller de böyle olur, onlar gadr etmezler. Ben sana: Siz onunla harb ettiniz mi ve o sizinle harb etti mi? diye sordum. Sen: Onun harb yaptığını, sizin harbiniz ve onun harbinin zamanla değişimli olduğunu, bir defa onun sizlere galip gelir diğer defa da sizin ona galip gelir olduğunuzu söyledin. Rasuller de böyledir. Onlar (Allah tarafından) taat yolunda sabırlarının ve gayretlerinin çokluğu sebebiyle ecirleri büyük olsun diye) belalara uğratılırlar. Sonra da makbul akıbeti onların lehine olur." [20]


 


[1]-

[2] (Buhari, Müslim)

[3] (Buhari, Müslim)

[4] (Müslim)

[5] (Ali İmran: 31)

[6] (Nisa: 65)

[7] (Müslim)

[8] (Ahkaf: 31)

[9] (Sebe: 28)

[10] (Furkan: 1)

[11] (A'raf: 158)

[12] (Buhari, Müslim)

[13] (Buhari, Müslim)

[14] (Buhari)

[15] (Bakara: 2324)

[16] (Fatır: 8)

[17] (Tevbe: 128)

[18] (Sa'd: 86)

[19] (Buhari, Müslim)

[20] (Buhari)

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
Yorum yaz!

<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Behlül Dânâ nedir? Anlamı :Müslümanın rûhunu teslim (vefât) edeceği zaman rahmet meleklerini ve Cennet hûrîlerini görmenin zevkiyle can verme vakti.

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
e-posta

Kategoriler

Arkadaşlarım

rindiseyda
nisandayagmur
asman
arslanserdar
halukozkann
nurullahtuna1432
bismihu
kemaliyemiz
serol43
allame
kalubela
mustakim
Hasan Beyan
hayrunnisa97
azadgulu
kitabooku
mevlana1
rindiseyda1
nurbozkurt
hidayetsaati
alperen3