2/11/2006 - Kaza ve Kadere İman
diyecekler; onlardan öncekilerde bizim şiddetli azabımızı tadana kadar böyle demişlerdi. Onlar: "Bize karşı çıkarabileceğiniz bir bilginiz var mı? Siz ancak zanna uyuyorsunuz ve sadece tahminde bulunuyorsunuz" de. "Üstün delil Allah'ın delilleridir. O dileseydi hepinizi doğru yola eriştirirdi" de."
Hak Teala dilerse Ademoğlunu hidayetten başka hiçbir şey bilmeyen veya zorla hidayete giden yahut da gönüllerine hidayet tohumları ekilince hiç zorlamadan hidayeti kabul eden bir tabiatta yeniden yaratabilir. Ama Allah bunu murad etmiyor. O'nun muradı başkadır. İnsanoğlunu hem hidayete hem de dalalete gidecek şekilde bir yöneliş kudretine sahip kılarak , hidayete yönelene bu yolda yardımcı olmak, dalalete yöneleni de dalalet yolunda sürükleyerek karanlık ve zorluk içerisinde hareket etmesini sağlayarak tecrübe ve imtihan etmeyi murad buyurmuştur. Ve kanuni ilahisi de bu irade doğrultusunda cereyan etmiştir.
Allah (c.c) bu ayeti kerimede; işledikleri günahlara mazeret olarak, Allah'ın kaderini öne sürenlerin, hatalı olduğunu açık iki sebep üzerinde durarak akıl sahip olan herkesin anlayabileceği şekilde açıklıyor.
Birincisi: Allah bunlardan önceki kafirleri, yaptıkları küfür ve şirkten dolayı azaba uğrattığını haber veriyor. Bu kişiler bu onunda muhayyer olmasaydılar Allah onlara azab etmezdi. Çünkü Allah hiç kimseye zulmetmez.
Yatığı küfür, şirk veya günaha Allah'ın dilemesini mazeret gösteren kişi için iki durum vardır; ya Allah'ın varlığına inanıyor ya da inanamıyordur. Eğer Allah'ın varlığına inanıyorsa; Allah'ın hiç kimseye zulmetmeyeceğine ve adalet sahibi olduğuna inanması gerekir.Buna inanmazsa Allah'a inanmamış sayılır. Eğer Allah'a inanmıyorsa zaten yaptığı haram ve şirkten dolayı kaderi mazeret gösteremez, bu bir tezat olur ve bunu cevap vermeye de gerek yoktur.
İkincisi: Allah'a bilmediği bir şeyi nispet etmiş olur. Allah'ın, kendisinin kafir veya günahkar olacağını yazdığını nereden biliyor? Halbuki Allah, o bu amelleri işlemeden önce, onu korkutmuş ve emirler vermiştir. Kişinin hırsızlık yapmadan evvel: "Allah benden hırsızlık yapmamı istiyor" diyerek hırsızlık yapması gibi. O Levhi Mahfuz'u okudu mu ki böyle diyor. Halbuki Allah ona ona hırsızlık yamamasını emretmiş ve onu daha önce korkutmuştu.
Allah'ın bunu isteğini nereden biliyor?
Allah (c.c) şöyle buyuruyor:
"Onlar bir fenalık yaptıkları zaman: " Babalarımızı bu yolda bulduk. Allah da bize bunu emretti" deler. De ki: "Allah fenalığı emretmez. Bilmediğiniz şeyi Allah'a karşı mı söylüyorsunuz?"
Allah'ın bu kişilere cevap vermesinin gayesi böyle düşünenleri düzeltmek içindir. İnsanın üzerine düşen görev Allah'ın emirlerini tatbik etmek ve yasaklarından kaçınmaktır. Gaybı araştırmanın ise hiçbir faydası yoktur ve bunu bilmek imkansızdır.
Allah dileseydi herkese hidayet verirdi. İnsana düşen Allah'ın emrine itaat ve şükretmek emrine aykırı bir iş yaptığında da hemen tevbe etmektir. Allah adildir, kimseye zulmetmez, iyi şeyleri tavsiye edip kötü şeyleri yasaklar. Günahı sevmemek, Allah'ın kaza ve kaderini sevmemek deme değildir. Allah'ın sevdiği şeyleri sevmek, sevmediklerini de sevmemek gerekir. Allah'ın insanların günah işlemesine rızası yoktur.
Allah (c.c) şöyle buyuruyor:
"Eğer inkar ederseniz bilin ki Allah sizden müstağnidir. Kullarının inkarından hoşnut olmaz. Eğer şükredersiniz sizden hoşnut olur. Hiçbir günahkar diğerininki günahını yüklemez. Sonunda dönüşünüz Rabbinizedir, yaptıklarınızı o zaman size haber verir, çünkü O, kalplerde olanı bilir."
Kader gizlidir. Bu konuda fazla yorum yapmamak gerekir. Kader konu suda mü'minin ihtiyacı kadar bilgi verilmiştir ve bu kadarını bilmek yeterlidir. Allah ise her şeyi bilir, yaratır, dilediği şey olur, dilemediği olmaz. O adildir, kimseye zulmetme. Hikmet sahibidir, rast gele hüküm vermez. İnsana irade vermiştir. İyilik yapanlara mükafat, kötülük yapanlara ceza verir. Bu Allah'ın adilliğindendir. Çocuk ve deli olanlara hesap sorulmaz. Çünkü onlar hayrı ve şerri ayırt edecek konumda değildirler. Allah kullarına ihtiyacı kadar bilgi verir. İhtiyacı olmayanı ise gizler. Kulun bu gizlenen bilgileri araştırmaması gerekir. Böyle yapmak kendisi için zararlıdır. İnsan aklı sınırlıdır, her şeyi anlayamaz. Allah insan aklını, Allah'ın emirlerine itaat etmeleri yasaklarından kaçınmaları, bu dünyayı Allah'ın istediği şekilde kullanmaları için yaratmıştır, yoksa Allah'ın gizlediği ilimleri araştırmak için değil. İnsana düşen Kur'an'da ve sünnette bildirdiği kadarıyla inanmaktır.
Rasulullah (s.a.s) insanların kader konusunda derine gitmelerini ve bilmedikleri şeyleri araştırmalarını nehyetmiştir.
Amr b. Şuayb, babasından o da dedesinden:
"Bir gün insanlar toplanmış kader hakkında konuşuyorlardı. Rasulullah bunu duyunca kızdı ve şöyle buyurdu:
"Kur'an'ın ayetlerinde birbirine zıtlık varmış gibi yapıyorsunuz. Böyle yapmakla daha önceki kavimler helak oldular."
Bir adam kader hakkında soru sormak için hz. Ali'ye geldi. Ali şöyle dedi:
"Bu karanlık bir yoldur. Ona girme." Adam tekrar bilgi istedi. Ali (r.a):
"O, derin bir denizdir. İçine girme" dedi.
Adam tekrar bilgi istedi. Ali (r.a):
"O, Allah'ın sırrıdır, bunu bilmek için araştırma" dedi.
(İbnil Kayyım Kasidesinin şerhi c: 1 s: 254)
|