2/11/2006 - Ölünün bıraktığı şeyler
1- Ölünün bıraktığı şeyler.
Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurdu:
"Kişi öldükten sonra üç şey dışında ona fayda verecek ameller kesilir. Bunlar:S cariye, ona dua eden salih bir oğul, geride kalanlara faydalanma için bıraktığı ilim."
2-Ölen kişi için mü'minlerin dua ve istiğfar etmeleri, onun için sadaka verip haccetmelerinin ölüye fayda vereceği konusunda alimler arasında ihtilaf yoktur. Fakat kişinin ölümünden sonra yapılan namaz, oruç ve Kur'an okumanın ölüye fayda verip vermemesi hakkında ihtilaf etmişlerdir. Ebu Hanife, Ahmed b. Hanbel ve selef alimlerinin çoğuna göre kişinin ölümünden sonra yapılan namaz, oruç ve Kur'an okumak ölüye fayda verir.
Şafii ve Malik ise ölüye fayda vermeyeceği görüşündedir.
Ölünün yapmadığı şeylerin ona fayda vereceğinin delili:
Allah (c.c) şöyle buyuruyor:
"Onlardan sonra gelenler: Rabbimiz! Bizi ve bizden önce inanmış olan kardeşlerimizi bağışla, kalbimizde mü'minlere karşı kin bırakma. Rabbimiz! Şüphesiz sen şefkatlisin, merhametlisin" derler."
Burada Allah onları mü'min kardeşlerine istiğfar ettiklerinden dolayı övüyor. Bu da sağ olan mü'minlerin istiğfarlarının ölülere fayda verdiğini gösterir.
Ölünün fayda görmesi cenaze namazında ve defnettikten sonra onun için dua etmekle olur. Rasulullah sahabelerin kabre gittiklerinde şu duayı yapmalarını istiyordu.
"Ey bu kabristanda bulunan mü'min ve Müslümanlar! Sizlere selam olsun. Şüphesiz Allah'ın izniyle biz de size kavuşacağız. Allah'tan size ve bize afiyet ve kurtuluş dileriz."
Sadakanın sevabının ölüye ulaşacağına dair delil:
Aişe (r.a)'den:
Bir adam gelip: "Annem aniden öldü, vasiyet etmedi. Öyle zannediyorum ki ölmeden önce konuşsaydı sadaka verirdi. Onun yerine sadaka versem ona ulaşır mı?" Rsulullah: "Evet" dedi.
Oruç sevabının ulaşacağına dair delil:
Aişe (r.a)'den Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurdu:
"Kim üzerinde oruç borcu olduğu halde ölürse velisi onun yerine oruç tutsun."
Hac Hakkında delil:
İbn Abbas (r.a)'dan;
Cüheyniye'den bir kadın geldi ve dedi ki:
"Annem haccetmek için adak adadı, haccetmeden öldü. Ben, onun yerine haccedeyim mi?"
Rasulullah (s.a.s):
"Evet, haccet" buyurdu ve devamla:
"Annenin borcu olsaydı onun yerine ödemez miydin? Allah'ın hakkını ödemek daha öncedir." dedi.
Allah (c.c) şöyle buyuruyor:
"İnsan ancak çalıştığına erişir."
"Allah kişiye ancak gücünün yeteceğiz kadarını yükler, kazandığı iyilik lehine, ettiği kötülük aleyhinedir..."
"Artık bugün kimseye hiçbir Haksızlıkta bulunulmaz. İslediklerinizden başkasıyla karşılık görmezsiniz."
Bu ayetle mü'minlerin ölüler için yaptığı duaların onlara fayda vermesiyle tezat teşkil etmiyor. Çünkü mü'minlerin ölmüş olan kardeşleri için dua etmeleri, onların sağlıklarında mü'minlere olan iyi muameleleri, yardım etmeleri ve güzel tavırlarından, yani dünyada iken yaptıkları iyi amellerinden dolayıdır. Bu nedenle ölünün arkasından yapılan duanın ona fayda vermesi ile bu ayetler arasında bir çelişki yoktur... Bu ayet muhkemdir ve Allah'ın adaletini ifade eden bi ayettir. Bu ayetlerin ifade etmek istediği Allah'ın dünyadaki kralların yaptığının aksine insanlara başkalarının işlediği günahlardan dolayı azab etmeyeceğidir. Allah insanları önceden işlemiş oldukları amellerden dolayı cezalandırır veya mükafatlandırır. Babalarının veya dedelerinin yaptıklarından dolayı sorumlu tutmaz.
Fakat ölüye fayda sağlamak konusu da bir çok meselenin saptırılması gibi saptırılması ve hiç bir delile dayanmayan bir takım bid'atler ortaya atılmıştır. Kur'an okumak için parayla adam tutup ölüye hediye etmek veya namaz kılmış, oruç tutması için adam tutmak gibi. Kur'an veya sünnetten hiçbir delile dayamayan bu sapık tavırlar ölülere değil, (ceplerini doldurmaya bakan) bazı çıkarcı kimselere fayda sağlamaktadır.
Allah bizi Kur'an ve sünnetten kaynaklanmayan amellerden sakındırsın.
(Yasin:54)
Kaynak : Hak Yayınları
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
2/11/2006 - Büyük Günahların Bazıları
Alimlerin büyük günahlarla küçük günahları arasında belirledikleri farklar yaklaştırma açısındandır. Yoksa kesin bir tarif yoktur. Bazı nasslar büyük, bazıları küçük günahları bildirmiştir. Bazıları büyük de olabilir küçük de. Bundan dolayı bütün günahlardan uzak durmak en hayırlısıdır. Hiç bir günahı küçümsememek ve hiçbir günahta ısrar etmemek gerekir.
Alimlere göre günahlarda ısrar etmek, kişiyi din konusunda laubaliliğe sevk eder. Aynı şekilde küçük günahları işlemek büyük günah işlemekten aşağı olmaz.
İbn Hacer el-Heytemi (Ezzevacir An İktiraf'il-Kebair) kitabında büyük günahlar olarak şunları saymaktadır:
"Büyük şirk (Allah bizi ondan korusun), küçük şirk, haksız yere gazaplanmak, kin, hased, kibirlenme, kendini beğenme, aldatma (Müslümanları), nifak, haksiz yere saldırma, kibirden dolayı haktan yüz çevirme ve küçük görme, kötü düşünmek ve ümitsizlik, tamahkarlık, kadere karşı kızgınlık, zenginlere zenginliklerinden dolayı kıymet vermek, fakirleri fakirliklerinden dolayı küçük görmek, dünya metaında yarış yapmak, dünya malından dolayı övünmek, Allah'ın haram kıldığı süslenmeyi mahluk için yapmak, yapmadığı bir şeyden dolayı övünmeyi sevmek, (makam, mülk için) heva ve hevese ittiba ve haktan yüz çevirme, müslüman hakkında sui-zanda bulunma, hakkı nefis işlemediğinden veya sevmediği kişiden duyduğunda kabul etmemek. Günahtan dolayı sevinmek, günahta ısrar etmek, Allah'ı ve ahiret gününü unutmak, Allah'ın azabından emin olmak, günahları çok ve çeşitli yapmak, kötülüğe ve hayasızlığa dalmak, Allah hakkında suizan etmek ve rahmetinden ümit kesmek, dünya için ilim yapmak, ilmi terketmek, ilimle amel etmemek, bilgiyi gizlemek, Allah ve Rasulü ne bilerek yalan söylemek, Rasulullah'ın sünnetini terk edip kötü adetleri insanlar arasında yaymak, kaderi inkar etmek, zamana sövmek, sözünde durmamak, zalim ve fasıkları sevmek, salih kişileri sevmemek, onlara eziyet etmek, Rasulullah zikredildiğinde salavatı terk etmek, büyük günahlara rıza gösterip yapılmasına yardımcı olmak, aç olan kimseye yemek vermemek, büyük günahlardan birine rıza göstermek, insanlara kendisinden korksun diye devamlı kötülük yapmak, Kur'an'ı unutup sırf galip gelsin diye Kur'an'da cedelleşme yapmak, avret mahallisini zaruretsiz açmak, hayızlı kadınla cima yapmak, idrardan sakınmamak, bilerek namazı terk etmek, mazeretsiz olarak ve bilerek bilerek namazı tehir etmek veya vaktinden önce kılmak, abdestin gereklerinden birini terketmek, insanlar istemedikleri halde onlara imam olmak, namazın farzlarından birini terketmek, namazı kesmek, namaz kılan kimsenin önünden geçmek, namaz safını düzgün tutmamak, namazda sağa sola bakmak, imamdan önce hareket etmek, kabirleri mescid edinmek, mum yakmak, kadının tek başına yolculuk yapması, yıldızın yağmurda etkisi olduğuna inanmak, uğursuzluk düşüncesiyle yolculuğa niyet ettikten sonra vazgeçmek, mazeretsiz olarak cuma namazını cemaatle kılmamak, cuma namazında safları yarıp öne geçmeye çalışmak, erkeğin mazeretsiz saf ipek giymesi, erkeğin mazeretsiz olarak altın takması, diş uçlarını sivriltmek, erkeklerin kadınlara, kadınların erkeklere benzemeye çalışması (elbise, konuşma, hareket olabilir), peruk tatmak, döğme vurmak ve vurdurmak, kaş ve yüz kıllarını yolmak, yoldurmak, kibirle yürümek, ölümden dolayı yanakları dövmek, elbiseyi yırtmak, feryad-ı figan etmek, gücü olanın kurban kesmemesi, zekatı terk etmek veya farz olduğu günde mazeretsiz terk etmek, ihtiyacı olan kişilere su vermemek, mezarları mescid edinmek, oralarda ışık yakmak, ölünün kemiklerini kırmak ve mezarlar üzerinde oturmak, büyü yapmak ve nazar boncukları takmak, ölümü sevmemek, ramazanda mazeretsiz olarak orucu tutmamak, kadının kocası evde iken izinsiz nafile oruç tutması, gücü olan kişinin haccetmemesi, ramazanda mazeretli olarak terk ettiği günlerin kazasını mazeretsiz olarak tehir etmek, bayram günlerinde oruç tutmak, kudret getirdiği halde haccetmemek, içki içmek, uyuşturucu maddeler kullanmak, domuz eti, ölü eti yemek, faiz (yemek, yedirmek, yazmak, şahid olmak, bunun için çalışmak, yardımcı olmak), caiz olan alış verişi bozmak, ödememek niyetiyle borç almak, arazilerin hudutlarını değiştirmek ve bozmak, stokçuluk yoluyla yemek, malını daha çok satabilmek için yalan yere yemin etmek, ölçü ve tartıda hile yapmak, parası olduğu halde borcunu vermeyi mazeretsiz uzatmak, yetim malı yemek, sadaka mallarında hile ve hıyanet, haram yerlere mal harcamak, sırf kibir için ihtiyaç dışında binaları yükseltmek, ortağını kandırarak hıyanet etmek, zengin olduğu halde servetinin çoğalması için dilenmek, vekalet vereni kandırmak ve malını gasbetmek, kötü niyetle katiplik vb. işleri üzerine almak, Haksız yere başkasının malını almak, işçinin ücretini tehir etmek, geciktirmek veya vermemek, emanetlere hıyanet etmek... (Başka şeyler de zikredilmiştir), bulduğu malı istediği gibi harcamak, şahidi olmayan borç ve emanetleri ölüm döşeğinde yatan hastanın söylememesi.
Not: Yukarıda sayılan şeylerden bir kısmını işleyen kişi İslam dininden çıkar şirk, Allah'ın rahmetinden ümit kesmek, azabından emin olmak gibi.
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
2/11/2006 - Büyük Günah İşleyenlerin Durumu
Allah'a iman edip şirk koşmayarak ölen kişi muhakkak cennete girecektir. Ölmeden önce işlediği günahlardan dolayı tevbe ederse Allah onu affeder ve o kişi cehenneme girmeden cennete girer. Tevbe etmeden ölürse bu kişinin durumu Allah'a kalmıştır.İsterse günah nisbetinde kuluna azab eder, isterse onu affeder.Fakat hiçbir zaman cehennemde sonsuza kadar kalmaz.
Tevhid ehli olup Allah'a şirk koşmayan, Allah'ın helal ve haram sınırlarını değiştirmeyen, günah işlediğinde meşrulaştırma izlenimi vermeyen ve işlediği günahtan dolayı sıkıntı duyan kişi cehennemde ebedi olarak kalmayıp mutlaka cennete girecektir.
Tevhid ehli olmayıp Allah'a şirk koşan, Allah'ın haramlarını meşrulaştıran kişi ne kadar hayır amel işlerse işlesin cennete giremeyecek ve ebedi olarak cehennemde kalacaktır. Kitap ve sünnette bu konu ile ilgili birçok deliller vardır.
Hz. Osman (r.a)'den Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurmuştur:
"Kim La ilahe illallah'ın manasını bilerek ölürse cennete girer."
Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurdu:
"Ya Eba Hureyre! Şu bostanın arkasında kalbi yakinen şeksiz inanarak La ilahe illallah'a şehadet eden her kime rastlarsan onu cennet ile müjdele."
Ubade İbn Samid (r.a)'den Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurmuştur:
"Kim Lailahe illallah'a şehadet edip Allah'ın tek olup, ibadette O'na hiçbir ortak olmadığına, hz. Muhammed (s.a.s)'in O'nun kulu ve rasulü olduğuna, hz. İsa (a.s)'ın O'nun kulu, Rasulü ve O'ndan bir ruh olduğuna, "Ol" kelimesinin hz. Meryem'e yöneltildiğine, cennet ve cehennemin hak olduğuna şehadet ederse, ne yaparsa yapsın Allah onu cennete sokar."
Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurdu:
"Allah'ı rab, İslam'ı din, Muhammed (s.a.s)'i O'nun rasulü olarak kabul eden kişi imanın tadına varmıştır."
Enes b. Malik (r.a)'den:
Rasulullah (s.a.s)'in şöyle dediğini işittim, demiştir:
"Kıyamet günü geldiğinde ben şefaat eder ve: Ya Rabbi! Kalbinde hardal tanesi kadar imanı olanları cennete koy diye dua ederim, bunlar cennete girerler. Sonra ben: Ya Rabbi! Hardal tanesinden az imanı olanları da koy, diye şefaat ederim."
Enes b. Malik der ki: "(Az bir imanı) dediği sırada ben Rasullulah'ın parmaklarına bakar gibiyim. O parmaklarını birbirine bitiştirerek işaret ediyordu."
Ebu Zerr (r.a)'den Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurdu:
"Bana Rabbim tarafından gelen Cibril bir kere daha gelmiş ve "Ümmetinden her kim Allahu Teala'ya hiçbir şeyi ortak tanımayarak ölürse, o kimse cenneti girer" diye haber verdi." Ben:
" Ya Rasulullah! O adam zina ettiği ve hırsızlık yaptığı halde cennete girer mi?" diye sordum. Rasulullah:
"Evet, zina ettiği ve hırsızlık yaptığı halde de cennete girer" diye cevap verdi.
Bazı hadislerin zahirinden; Büyük günah işleyenlerin imanı olmadığı, bazılarından Rasulullah (s.a.s)'in büyük günah işleyenlerden beri olduğunu, bazılarından ise büyük günahların küfür veya şirk olarak isimlendirildiği anlaşılır. Bu gibi hadisler daha önce zikrettiğimiz temel kaideye uygun olarak tevil edilmesi gerekir. Bu hadislerin bazılarını aşağıda zikredeceğiz.
1 -Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurdu:
Müslümana sövmek fısk, onunla savaşmak küfürdür."
Buradaki kişi yaptığı işi helal saymadıkça İslam milletinden çıkmaz.
2 -Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurdu:
"Benden sonra birbirinizin boyunlarını vuran kafirler gibi olmayın."
Haram olduğunu bildiği müddetçe kafir olmaz.
3-Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurdu:
"Allah'tan başkası adına yemin eden kişi şirke girmiştir."
4-Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurdu:
"İnsanlar arasında yaygın iki şey vardır ki küfürdür. Suya sövmek ve ölülere karşı feryat etmek."
5- Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurdu:
"Zina eden kişi mü'min olarak etmez. Hırsızlık eden kişi mü'min olarak etmez, içki içen kişi mü'min olarak içmez. Sonra tevbe için ihtimal vardır.'
6- Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurdu:
"Bize silah çeken bizden değildir. Bizi aldatan bizden değildir."
Bizim yolumuza uygun hareket etmemiştir anlamında.
7- Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurdu:
"Ölülerin arkasından yanaklarını döven, elbiselerini yırtan, feryat ederek ağlayan, cahiliyye adetlerini yapan bizden değildir."
Bunlara benzeyen hadisler çoktur. Bu hadislerin zahiri yalnız Hariciler almışlardır. Fakat ehli sünnet bunu daha önceki kaideye göre te'vil etmişlerdir. Ehli sünnetin görüşü:
Bu gibi hadislerde geçen küfür kelimesi İslam dininden çıkarmayan küfran-ı nimettir.bazıları günah işleyeni korkutmak ve günahı büyütmek içindir...
yoksa İslam'dan çıkartmak manasından değildir.Bazıları ise bunları helal saydığı için kafir olur.
Alimlerin ittifakına göre günah işleyen mü'minin işlediği günah ne onu kafir yapar ne de imanı ondan kaldırır.
Allah (c.c) şöyle buyuruyor:
"Allah şüphesiz, Allah yolunda savaşıp öldüren ve öldürülen mü'minlerin canlarını ve mallarını Tevrat, İncil ve Kur'an'da söz verilmiş bir hak olarak cennete karışlık satın almıştır. Verdiği sözü Allah'tan çok tutan kim vardır? Öyleyse yaptığınız alışverişe sevinin, bu büyük başarıdır.
Ey Muhammed!Allah'a tevbe eden, kullukta bulunan, O'nu öven, O'nun uğrunda gezen, rüku ve secde eden, uygun olanı buyurup fenalığı yasak eden ve Allah'ın yasaklarını koruyan mü'minlere de müjdele."
Allah (c.c) şöyle buyuruyor:
"Mü'minler saadete ermişlerdir. Onlar namazlarında huşu içindedirler. Onlar boş şeylerden yüz çevirirler. Onlar eşleri ve cariyeleri dışında mahrem yerlerini herkesten korular. Doğrusu bunlar yerilemezler. Bu sınırları aşmak isteyenler, işte bunlar aşırı gidenlerdir. Onlar emanetlerini ve sözlerini yerine getirirler. Namazlarına riayet ederler. İşte onlar temelli kalacakları Firdevs cennetine varis olanlardır."
Allah (c.c) şöyle buyuruyor:
"İnananlar ancak o kimselerdir ki, Allah anıldığı zaman kalpleri titrer, ayetleri okunduğu zaman bu onların imanlarını arttırır. Ve Rablerine güvenirler, namazı kılarlar, kendilerine verdiğimiz rızıktan yerli yerince sarf ederler. İşte gerçekten inanmış olanlar bunlardır. Onlara Rablerinin katında mertebeler, mağfiret ve cömertçe verilmiş rızıklar vardır."
Bu ayette Allahu Teala Mü'minlerin yapması farz olan ve yasaklanan şeyleri bildiriyor. Sonra Allahu Teala ayetlerde ve hadislerde imanı bozan şeyleri açıklamıştır. İmanı bozan şeylerin dışında kalan büyük günahları yapan mü'min bu günahları helal saymadığı ve pişman olduğu müddetçe kendisinden ancak imanın kemali ve ihlası kaldırılır. İman kaldırılmaz. Denilebilir ki, bir kişiye iman ismini ondan kaldırmadan "Sen Mü'min değilsin" demek nasıl olur?
Mü'min olan kişiye mü'min değildirden kasıt imanı çıkması değildir. Araplar bunu çok kullanırlar.
Mesela sanatkar olan bir kişi işini güzel yapmadığında ona "sen sanatkar değilsin" deriz. Burada kastedilen bu kişinin sanatkar olamadığı değil yaptığı işin iyi olmadığıdır. Veya bir çocuk babasına karşı gelince ona 'sen onun çocuğu değilsin" dendiğinde kastedilen çocuğun onun hakiki öz çocuğu olmadığı değildir. Bunun gibi hadislerde Rasulullah (s.a.s)'in büyük günah işleyenler hakkında buyurduğu: "Bizden değildir" sözlerinden kastedilen şey "Bize itaat eden, bizim yolumuza uyan, yolumuzu muhafaza edenlerden değil" demektir. Yoksa "kafirdir" anlamında değildir. Zahirinden bazı günahları işleyen kişi hakkında:"İmanı beri olmuştur" şeklinde anlaşılan hadislerde kastedilen küfrün; imanı kaldıran, İslam'dan çıkartan küfür olmadığını, tevil edilmesi gerektiğini gösteren deliller:
1-Büyük günah işleyenlerin; hatta hadislerde belirtilenlerden daha büyük günah işleyen kişinin cehennemde sonsuza kadar kalmayacağına dair deliller vardır. Mesela zina, hırsızlık, Müslümanlara sövmekten ve ölü üzerine ağlamaktan daha büyük günahtır.
2- Bu alametler küfür alameti olsaydı, bunları işleyen kişiler mürted olup, mürtedin dünyadaki hükmü olan öldürülmeyi hak ederlerdi. Halbuki bu günahları işleyen kişilerin cezası ölüm değildir. Mesela hırsızın eli kesilir, zina eden bekar ise celdedilir. Kazf eden veya içki için celdedilir. Bu kişilerin cezalarının bu olduğu ayet ve hadisle sabittir. Bunlar kafir olsalardı cezaları ölüm olurdu. Çünkü Rasulullah:
"Dinini değiştireni öldürün." buyurdu.
3- Kur'an ayetlerinde, büyük günah işleyen kimseler, mü'min olarak isimlendiriliyor ve mü'minlerle olan iman kardeşliğinin devam ettiği bildiriliyor.
Allah (c.c) şöyle buyuruyor:
"Ey inananlar! Öldürülenler hakkında size kısas farz kılındı: Hür ile hür insan, köle ile köle ve kadın ile kadın öldüren kişi, kardeşi (ölenin akrabaları) tarafından güzellikle diyet ödemek gerekir. Bu rabbinizden bir hafifletme ve rahmettir. Bundan sonra tecavüzde bulunan elem verici azab vardır."
Allahu Teala bu ayette müslümanı öldüren kişiyi Müslümanlardan ayrı tutmuş ve ölen kişinin mü'min kardeşi olarak vasıflandırmıştır.
Aynı şekilde Allah (c.c) şöyle buyuruyor:
"Eğer müminlerden iki topluluk birbirleriyle savaşırlarsa, onların aralarını düzeltiniz; eğer biri diğeri üzerine saldırırsa, saldıranlarla, Allah'ın buyruğuna dönmelerine kadar savaşınız; eğer dönerlerse aralarını adaletle bulunuz, adil davranınız. Şüphesiz Allah adil davrananları sever. Şüphesiz mü'minler birbiri ile kardeştirler. Öyle ise dargın olan kardeşlerinizin arasını düzeltin, Allah'tan sakının ki size acısın."
"Büyük günahları işlemek, insanı sonsuza kadar cehennemde bırakmaz" diyen ehli sünnet, "bunlara azab edilmez" diyen Mürcie gibi değildir. Mürcie "imanla beraber hiçbir şey zarar vermez" düşüncesindendir. Mürcie'nin bu sözü, Kur'an ve sünnete muhaliftir. Çünkü günah işleyenlere azab edileceğine dair ayetler vardır. Allah, korkuttuğu azabla muhakkak azab edecektir. Hatta çok fazla günah işlemek kişinin küfür ve irtidatına sebep olabilir. Kişi heva ve hevesine uyarak günah işlediğinden bu onu Allah'ın emrini ve Rasulullah'ın sünnetini inkara götürebilir. Devamlı günah işlemek kalbi öldürür. Kişi artık o hale gelir ki işlediği günahlara kılıf uydurarak haramı helal görmeye başlar ve bu yüzden mürted ve kafir olmuş olur.
Mürcie "Kim Lailahe illallah'ın manasını bilerek ölürse cennete girer" hadisindeki cennete girmeyi azabsız olarak ele almıştır. Halbuki cennete girmek için ille de azab görmemek şart değildir.
Mürcie görüşlerinin doğruluğunu ispat etmek için aşağıdaki ayeti delil almıştır:
Allah (c.c) şöyle buyuruyor:
"İnananlara ve yararlı iş işleyenlere sakınırlar, inanırlar, yararlı işler işlerler, sonra haramdan sakınıp iyilik yaparlarsa daha önceleri yapmış olduklarından dolayı sorumluluk yoktur. Allah iyi davrananları sever."
Halbuki bu ayet, içki haram kılınmadan önce içki içmiş olup da bu hal üzere ölen sahabeler hakkında inmiştir. Daha önce öldükleri için onlara günah yoktur. Bu ayet indikten sonra Kudame İbn Abdullah içki içti. ve bazı kişiler de onula beraber içtiler ve bu ayeti kendilerine deli aldılar. Bunların durumu Ömer b. El-Hattab'a ulaşınca, Ömer b. El-Hattab, Ali İbn Ebi Talib ve diğer sahabeler onlar hakkında şöyle hüküm verdiler: "İçkinin haramlılığını kabul ederlerse celdedilir, bu ayeti te'vil edip helal olduğunu iddia ederlerse mürted olarak öldürülürler." Ömer (r.a) Kudame'ye: "Sen Allah'tan korkup iman edip salih amel işleseydin içki içmezdin" dedi.
İçki Uhud savaşından sonra haram kılındı. Bazı sahabeler içki haram kılınmadan önce içki içip ölen sahabelerin durumunu sordular bunun üzerine bu ayet nazil oldu.
Büyük ve küçük günahları işleyen kimselerin kafir olamasa da mü'min, Allah korkusundan dolayı büyük ve küçük günah işlemekten devamlı uzak durmalıdır. Bunlar küçüktür, zarar vermez, demesi doğru değildir.
Allah (c.c) şöyle buyuruyor:
"Bu, sizin kuruntularınıza ve kitap ehlinin kuruntularına göre değildir. Kim fenalık yaparsa cezasını görür, kendisine Allah'tan başka ne dost ve ne de yardımcı bulur."
Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurdu:
"Bir kul bir günah işlerse, kalbinde siyah bir nokta olur. Tevbe ederse bu siyah nokta temizlenir. Tevbe etmeyip de günah işlemeye devam ederse bu siyah nokta büyür ve nihayet bütün kalbi kaplar."
İşte aşağıdaki ayette geçen ve kalbin siyah noktalarla kaplanması anlamında olan "Ran" kelimesiyle anlatılmak istenen budur.
Allah (c.c) şöyle buyuruyor:
"Hayır, hayır onların kazandıkları kalplerini paslandırıp köreltmiştir."
Hasan el Basri şöyle dedi:
" Günahı terk etmek tevbeyi istemekten daha iyidir."
(Ezzavacir-An-Ertikap el Kebair c: 1s: 12)
Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurdu:
"Size yasakladığım şeylerden uzak durun, emrettiğim şeyleri gücünüz yettiği kadar yapın."
Hadise dikkat edilirse Rasulullah (s.a.s) yasakladığı şeyler için gücünüz yettiği kadar dememiş, fakat emrettiği şeyler için böyle demiştir. Bunlardan uzak durmak şarttır, çünkü onlar tehlikelidir.
Fudayl İbn İyad dedi ki:
" Senin katında günah ne kadar küçülürse Allah katında o kadar büyür. Senin katında ne kadar büyürse Allah katında o kadar küçülür."
Selef şöyle dedi:
"Günahlar küfrün potasıdır. Çünkü: "Küçük günahların çoğu kalbi sertleşir. Her hayır kalpten çıkar ve bunu devamlı işlediğinde şeytanın dostu olmuş olar ve sonuçta şeytan onun küfründe başka şeye razı olmaz ve onu küfre sokar. Şüphesiz Rasulullah (s.a.s) bazı günahlar konusunda daha şiddetli davranmış ve bunları yapanların daha çok azabı hakkettiklerini söylemiştir. Bazı günahları helak edici orak zikretmiş ve büyük günah olarak isimlendirmiştir."
Abdurrahman b. Ebi Bekir'in babasından şöyle rivayet olunmuştur:
(Bir kere) Rasulullah (s.a.s) (Ashaba) üç defa:
"Büyük günahların en büyüğünü size bildireyim mi?" buyurdu. Ashab:
"Evet, bildir ya Rasulullah!" dediler. Rasulullah (s.a.s):
"Allah'a şirk koşmak, ana babaya eziyet etmektir" buyurdu. Sonra dayanmakta iken doğrulup oturdu. Hemen:
"İyi dinleyin, bir de yalan yere şehadettir" buyurdu. Rasulullah bu sözü tekrarladı ki biz:
"Keşke sussa" dedik.
Ebu Hureyre (r.a)'den Rasulullah (s.a.s)'in şöyle dediği rivayet edilmiştir:
"Helak edici olan yedi şeyden çekininiz!"
"Ya Rasulullah bu yedi şey nedir?" diye sordular.
Rasulullah (s.a.s)
"Allah'a şirk koşmak, sihir, haklı öldürülenler müstesna Allah'ın haram kıldığı bir nefsi öldürmek, faiz kazancı yemek, yetim malı yemek, düşmana hücum sırasında harpten kaçmak, zinadan masum olup hatırından bile geçmeyen müslüman kadınlara zina isnad etmek." dedi.
Abdullah b.Amr (r.a)'den rivayete göre Rasulullah (s.a.s) şöyle demiştir:
"Büyük günahların en büyüğünden birisi kişinin anasına babasına sövmektir." buyurmuştu. Mecliste bulunanlar:
"Ya Rasulullah! Kişi anasına, babasına nasıl söver?"diye sordular. Rasulullah:
"O kimse birisinin babasına söver?" diye sordular. Rasulullah: "O kimse birisinin babasına söver, o da, buna karşılık onun babasına söver, birisinin anasına söver o da buna karşılık onun anasına söver" buyurdu. (Buhari Müslim)
Bunun gibi günahları zikredip büyük günah olarak isimlendiren rivayetler vardır. Fakat büyük günahları bir sayı ile sınırlandırmak mümkün değildir.
Büyük günahların belli bir sayı ile sınırlandırmamış olmamasının hikmeti:
İnsanları, büyük günaha girmekten korkutarak bütün günahlardan sakındırmaktır. Bununla beraber alimlerin çoğu, günahları büyük ve küçük olarak ayırmışlardır. Şüphesiz her günahta Allah'a karşı gelmek vardır. Fakat bazı günahlar (kötülük bakımından) diğer günahlardan daha fazla günahtır.
Rasulullah (s.a.s) şöyle buyuruyor:
"Hiç şüphesiz Allah kıskanır. Muhakkak mü'min de kıskanır. Allah'ın kıskanması Allah'ın mü'mine haram kıldığı şeyi mü'minin işlemesidir."
İbn Mes'ud (r.a)'den Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurdu:
" Doğrusu mü'min günahlarını tepesine dikilmiş ve üzerine yıkılacak bir dağ gibi görür. Kötü insan da günahlarını burnunun ucuna konmuş ve bir şöyle etmekle uçup gidecek sinek gibi görür. "
Bilal İbn Sa'd (r.a) "Yaptığın günahın küçüklüğüne değil onu kime karşı yaptığına bak" demiştir.
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
2/11/2006 - Mazeret Kabul Edilmeyen Haller
Bazı kişileri kafirleri dost edinmeye mazeret olarak şunları getirebilir: Mal, mülk ve mevkilerini kaybetme korkusu. Bunların hiçbiri mazeret olarak kabul edilmez. Bunlar şeytanın insanlara fısıldadığı mazeretlerdir. Allah ise yalnız ikrahi mazeret kabul etmektedir.
Allah (c.c) şöyle buyuruyor:
"Kalbi imanla dolu olduğu halde inkara zorlanan hariç, kim iman ettikten sonra, Allah'ı inkar eder, kalbini açık tutarsa, işte Allah'ın gazabı onların üzerinedir. Bunlara büyük bir azab da vardır. Bunun sebebi dünya hayatını ahiret'e tercih etmeleri ve Allah'ın kafirleri doğru yola sevk etmemesidir."
"Mü'minler mü'minleri bırakıp da kafirleri dost edinmesinler. Kim böyle yaparsa Allah'tan bekleyebileceği hiçbir şey yoktur. Ancak onlardan sakınmanız hali (takiyye) müstesna. Allah sizi kendisinden sakındırır. Sonunda dönüş ancak Allah'a' dır."
Burada unutulmaması gereken şudur ki kalp hiçbir zaman kafirlere meyil göstermeyecektir. Mazeret olarak kabul edilen zorlayıcı baskının (ikrahı Mülcie) sınırları nelerdir?
Bunlar ölüm tehdidi, sakatlık bırakacak işkence, vücuttan bir parçanın kesilmesi ve Şafiilere göre müslümana faydalı olan bir zenginin tüm malının elinden elinden alınmasıdır. Bunların dışında mevki ve makam elde etmek veya elinden kaçırmamak için, mal, mülk, çocuk ve vatan için veya buna benzer dünyevi menfaatler için küfür sözü söylemeyi Allahu Teala mazeret olarak kabul etmiyor. Allahu Teala zorlayıcı baskı karşısında küfür sözü söyleyebileceği bildiren ayeti zikrettikten sonra dünya sevgisi ve dünyalık menfaatler için küfür sözü söyleyenlerin mazeretlerini kabul etmeyeceğini bildirerek şöyle buyuruyor:
"Bunun sebebi dünya hayatını ahirete tercih etmelerinden dolayıdır. Ve Allah kafirleri doğru yola eriştirmez."
Allahu Teala başka bir ayette mü'minleri bırakıp kafir anne, baba ve kardeşini dost edinenlerin kafir olduğunu bildirerek şöyle buyuruyor:
"Ey mü'minler! Eğer küfrü imana tercih ediyorlarsa babalarınızı ve kardeşlerinizi dostlar edinmeyin.Sizden kim onları dost edinirse işte onlar zalimlerin ta kendileridir. Ey Muhammed! De ki: Eğer babalarınız, oğullarınız elde ettiğiniz mallar, durgunluğa uğramasından korktuğunuz ticaretiniz ve hoşlandığınız evleriniz Allah'tan, resulünden ve Allah yolunda cihat etmekten sizin için daha fazla sevgili ise Allah'ın emri gelinceye kadar bekleyin. Allah fasıklar topluluğunu hidayete erdirmez."
Allah (c.c) şöyle buyuruyor:
"Allah'a ve ahiret gününe inanan bir milletin babaları veya oğulları veya kardeşleri ya da akrabaları olsa bile Allah'a ve Rasulü ne karşı sevgi beslediklerini göremezsin. İşte Allah'ın onların kalplerine yazmış ve katından bir nur ile onları desteklemiştir. Onların altlarından ırmaklar akan ve içlerinde temelli kalacakları cennetlere koyar . Allah onlardan razı olmuştur, onlarda O'ndan razı olmuşlardır. İşte bunlar Allah'tan yana olanlardır. İyi bilin ki saadete erecek onlar Allah'tan yana olanlardır."
Allah (c.c) kendilerine bir kötülük isabet edeceğinden korkarak Yahudi ve hristiyanları dost edilenlerin mazeretleri kabul etmeyerek şöyle buyuruyor:
"Ey iman edenler ! Yahudi ve hristiyanları veliler edinmeyen (Yani onlara dostluk göstermeyin ve yardım etmeyin.) Onlar birbirlerinin velileridir. Sizden kim onları veli edinirse o da onlardandır. Allah zulmeden kimseleri doğru yola eriştirmez.Kalplerinde hastalık bulunanların onlara doğru koştuğunu görürsün "Bize bir kötülük isabet etmesinden korkarız" derler. Umulur ki Allah bir fetih ihsan eder veya katından bir emir getirir de içlerinde gizlediklerine pişman olurlar."
Bu ve bunun gibi olan nasslar gösteriyor ki ancak Ammar bin Yasir'in durumu ve buna benzer durumlar gerçek anlamda bir ikrah olarak kabul edebilir. Bunun dışındaki durumlar küfre girmek için hiç bir zaman mazeret olarak kabul edilemez.
İkrah (zorlama) edilen işkence altında, kalbi imanla dolu olmak şartıyla küfür sözü söyleyebilir. Fakat ikrah ortadan kalktıktan sonra hemen imanını açıklaması gerekir. Eğer imanını açıklamazsa kafir olduğuna hükmedilir. Zorlama anında kişinin küfrü söylemeyip sabretmesi daha efdaldir. Bununla ilgili deliller çoktur.
Habbab b. Eret (r.a)'den şöyle rivayet edilmiştir:
"İslam'ın ilk günlerinde Rasulullah (s.a.s)Kabe'nin gölgesinde kaftanını yastık yapmış dayandığı sırada kendisine (Kureyş müşriklerinin işkencelerinden şikayet ettik:
"Ya Rasulullah! Bizim için Allah'tan yardım dileyemez misiniz? Bunların zulmünden kurtulmamız için Allah'a dua etmez misiniz?" demiştik. Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurdu:
"Sizden önceki ümmetler içinde öyle kişi bulunmuştur ki, müşrikler tarafından onun için yerde bir çukur kazılır, o kişi çukura başı dışarıda kalarak gömülürdü. Sonra bir testere getirilip, başı üstüne konularak ikiye bölünürdü de bu işkence o mü'mini dininden döndürmezdi.Bir başkası da demir taraklarla etinin altında ki kemiğiyle siniri taranarak işkence o mü'mini dininden döndürmezdi.
Ashabım! Allah'a yemin ederim ki, şu İslam dini herhalde ve muhakkak kemale erecektir. Öyle ki, koyun sahibi, kurt yanlarında iken koyunlarını bırakıp San'a'dan Hadramut'a kadar gidecek, Allah'tan başka hiçbir şeyden korkmayacaktır. Fakat, ashabım acele ediyorsunuz."
İkrah karşısında küfür sözü söylemeyip işkence ve eziyetlere sabretmenin, ruhsatı seçerek küfür sözü söylemekten daha hayırlı olduğunu gösteren başka bir delil de Kur'an'ı Kerim'de zikredilen Ashabı Uhud'un kıssasıdır.Kafirler bu imanlı topluluğu dinlerinden döndürmek için hendek kazıp içini ateşle doldurduktan sonra onları getirerek küfür sözü söylemeleri için zorlarlar ve söylemeyeni ateşe atmak suretiyle öldürürlerdi. Bu imanlı ve sabırlı kişiler, ölüm tehdidi karşında bile küfür sözü söylemeyip Allah yolunda işkence ve eziyetlere k sabretmek suretiyle canlarını feda etmekten çekinmezlerdi.
Allahu Teala bu imanlı kişiler hakkında şöyle buyuruyor:
"Hazırladıkları hendekleri tutuşturulmuş ateşle doldurarak onun çevresinde oturup, inanmış kimselere dinlerinden dönmeleri için yaptıkları işkenceleri seyredenlerin canı çıksın!"
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
2/11/2006 - Razı Haller 2
1-Allah'ın Rububiyyetini inkar.
Tevhidin üç türünden biri olan rububiyyet tevhidi; Allah'ın her şeyin yaratanı, rabbi ve sahibi olduğuna, yaratıklarını rızkıyla besleyip terbiye ettiğine, tasarruf yetkisinin yalnız O'na ait olduğuna, dilediği şeyin mutlaka olacağına, dilemediği şeyin mutlaka olmadığına, her şeyin O'nun ilminde yazılı olduğuna inanmaktır.
Herhangi bir inanç, söz ve amel bu imana aykırı düşüyor ve onu bozuyorsa bu küfür ve irtidattır. Örneğin Allah'tan başkasına yaratıcı sıfatını vermek (tabiatın yaratıcı olduğuna inanmak gibi) veya Allah'ın yaratıklarının sahibi olmadığına, rızkın Allah'tan değil başkasından geldiğine inanmak veya bu konularda Allah'a ortak koşmak veya Allah'ın mahlukatı yarattıktan sonra onları başıboş bıraktığına inanmak, Allah'ın bu kainatı yarattıktan sonra onları koruduğunu ve gözettiğine inkar ederse "Allah değil, ben rızık veririm", "Allah'ın izni olmadan mülk sahibi olurum" ine "O'nun izni olmadan tasarruf yetkisine sahibim" diye iddia etmek kişiyi kafir yapar.
2-Allah'ın isim ve sıfatlarını inkar:
Allah (c.c) kendisine has olan isim ve sıfatlarını Kur'an'da ve sahih sünnette bildirmiş ve O'na layık olamayan sıfat ve isimlerini belirtmiştir. Kim Allah'ın Kur'an ve sahih sünnette belirttiği sıfatlarını kabul etmez ve Allah'a layık olmayan sıfatları O'na isnad ederse kafir olmuş olur.
İsim ve sıfatların inkarı iki türlüdür:
a) Allah'ın Kur'an ve sahih sünnette bildirdiği isim ve sıfatları reddetmek: Kemal ilmini, kudretini, hayatını, duymasını, görmesini, arşa olan istivasını, kelamını, rahmetini, büyüklüğünü inkar gibi Kur'an ve sahih sünnette sabit olan sıfatları inkar etmeyip eksiklik getirecek şekilde te'vil eden kişinin durumu da aynıdır. Mesela:"Allah'ın ilmi vardır fakat sınırlıdır, ufak tefek şeyleri bilmez, herşeyi detayıyla bilmez" veya "Bu sıfatları mahlukata benzer. İnsan gibi duyur, görür, konuşur" diyen de kafir olmuş olur.
b) Allah'a layık olmayan sıfatları Allah'a isnad etmek:
Kur'an'da ve sahih sünnette Allah'a layık olmayan sıfatlar bildirilmiştir. Bunları Allah'a isnad eden kişi kafir olur. Mesela; İsa ve Uzeyr'in Allah'ın oğlu, meleklerinde O'nun kızları olduğunu, Allah'ın işi olduğunu, uyur, uyuklar olduğunu, gaflet ve ölüm gibi yaratıklarına ait sıfatları O'na isnad etmek küfürdür.
Allah'ın sıfatları gibi sıfatlara haiz olduğunu iddia eden veya başkasının o sıfatlara layık olduğunu söyleyen kişi de kafirdir. Mesela;"Yalnız Allah'ın bildiğini ben de biliyorum" , "Filan kişinin de Allah kadar ilmi vardır", "Ondan Allah kadar korkuyorum" gibi sözleri söyleyen ve bunlara inanan kişi de kafir olmuş olur.
3- Allah'ın uluhiyyetini inkar:
Bu tür inkar yalnız Allah'a yapılması gerekirken imanı bozucu herhangi bir söz, inanç veya amelde bulunmak gibi şekillerde ortaya çıkar. İnsanların çoğunun irtidatı bu türdendir. Geçmişte ve günümüzde insanların büyük bir kısmı Allah'ın varlığını, yaratıcılığını, rablik sıfatına sahip olduğunu (yaratan, öldüren, dirilten, rızık veren) kabul etmişler, bununla beraber ibadeti yalnız Allah'a has kılmamaları, O'ndan başka ibadeti edilenleri reddetmemeleri ister kalple, ister sözle, ister amelle Allah'a eş komaları onların küfre girmelerine neden olmuştur. Bunları yaparak küfre giren kişinin diğer konularda ki imanı da geçersiz olur. Çünkü, Allah'ın herşeyin yaratıcısı ve sahibi olduğuna inanan kişinin ibadeti yalnız O'na has kılması, başkalarının ibadet edilmeye layık olmadığını kabul etmesi gerekir.Kim ibadetlerden birini dahi Allah'tan başkasına yaparsa Allah'ın rububiyetine ve kemal isim ve sıfatlarına olan imanı da geçersiz olur. İste nebi ve resullerin gönderiliş gayesi bu tevhidi insanlara anlatmak içindir ve Allah insanları ve cinleri bu tevhid için yaratmıştır. Onları bu tevhidi yasayıp yasamamalarına göre cennete yada cehenneme koyacaktır.
"İnsanları ve cinleri sadece bana ibadet etsinler diye yarattım"
Lailahe illallah'a yapılan şehadeti iki şey bozar :
1-Bütün ibadetlerin yalnızca Allah'a yapılmasının gerektiğine inanmamak.
2-Bu ibadetlerden birisini Allah'tan başkasına yapmak.
Herhangi bir inanç, söz veya amel bu iki maddenin kapsamına girerse sahibini İslam'dan çıkararak kafir yapar. Yalnız Allah'a yapılması gereken ibadetlerden bazıları şunlardır: Boyun eğmek, küçüklüğünü kabul etmek, sevmek, hükmünü kabul etmek, korkmak, yardım istemek yardımına çağırmak, dua etmek, tevekkül, kurban...vb...
Binaenaleyh inancıyla, sözüyle, ameliyle olsun bu ibadetlerin yalnız Allah'a yapılması gerektiğini reddeten kişi küfre girer. "Allah'a dua edilmemesi, O'ndan korkulmaması, O'na rüku edilmemesi gerekir" diyen veya Allah'a ibadet edenlerle alay eden, onları hafife alan kişi kafir olur. Çünkü onları hafife almak, inkara sevk eder.Aynı şekilde yalnız Allah'ın hükmüne itaat edilmesi ve onun uygulaması gerektiğine inanmayan kişi bunu ister inanç, ister söz, ister amelle bertsin kafirdir.
Allah'ın yasakladığı şeyler için "Bunların yasak olması gerekmez" veya 'Allah'ın emrettiği şeylerin yapılması şart değildir" veya "Bunların zamanımızda uygulanması uygun değildir" diyen kişi de yine kafir olur. Çünkü bu kişi uluhiyyetin en temel özelliği ve ibadetin en büyüğü olan hüküm koyma ve hakimiyet hakkını yalnız Allah'a tanımamıştır.
Allah (c.c) şöyle buyuruyor:
"Hüküm vermek ancak Allah'a aittir. Kendisinden başkasına değil, yalnız O'na ibadet etmenizi emretmiştir. Bu, dosdoğru dindir. Fakat insanların çoğu bilmezler."
Bu ibadetlerden herhangi birisinin kendisine veya Allah'tan başkasına yapılmasını isteyen, insanları buna zorlayan kafir olur. Aynı şekilde bu kişileri tasdik eden veya onlara rıza gösteren veya emrettikleri bir ibadeti onlar için yapan kişi de kafir olmuş olur. Yine bu ibadet türlerinden birisinin kendisine yapılmasını isteyen, seven, arzulayan kişide kafir olur. Mesela: Allah'tan korkulduğu gibi kendisinden de korkulmasını istemek, Allah'a secde edildiği gibi kendisine de secde edilmesini istemek, Allah'ın izin vermediği hususlarda teşri (kanun koyma, helal haram belirleme) hakkına sahip olduğunu iddia etmek de kişiyi kafir yapar. Zina, faiz, mahrem yerleri açılması gibi yasaklarla Allah'ın suç işleyenlere verdiği el kesme, recm gibi cezaları değiştiren de kafirdir. Aynı şekilde zekat, miras ve keffarette ki ölçüleri kendi kafalarına göre değiştirenler de kafirdir. Bunları yapanlara itaat eden, onları destekleyen kişiler de kafir olur. Çünkü böylelikle yalnız Allah'a ait olan helal haram sınırlarını belirleme yetkisini onlara vermişlerdir.
Allah (c.c) şöyle buyuruyor:
"Muhakkak ki her topluluğa elçi gönderdik ve Allah'a ibadet etmelerini ve tağuttan sakınmalarını emrettik."
"Tağutu reddedip Allah'a inanan kimse kopmak bilmeyen sağlam bir kulpa sarılmıştır."
Not: Ayeti Kerimede geçen 'sağlam kulp"tan kasıt "Lailahe illallah"tır.Bu nedenle iyice bilinmesi gerekir ki; bir hakim çıkar da Kur'an ve sünnet ki helal ve haram sınırlarını bırakıp istediği gibi yasak (haram) ve serbest (helal) gibi hükümler verirse bu hakim İslam dininden çıkar ve kafirlerden olur. Bu yalnız Allah'ın hakkı olan teşri (kanun koyma, helal haram belirleme) hakkını kendinde görmesinden dolayıdır. Kim bu hükme itaat ederse, desteklerse, severse, tekfir etmezse o da ona ibadet etmiş sayılır ve onun gibi kafir olur. Bu kanuna muhakeme olmak da, kanunu koymak gibi küfürdür.
Allah (c.c) şöyle buyuruyor:
"Sana ve senden öncekilere indirilenlere inandıklarını iddia edenleri görmüyor musun? Reddetmeleri emrolunmuşken tağuta muhakeme olmak istiyorlar. Şeytan onları derin bir sapıklığa düşürmek istiyor." "Yoksa, Allah'ın dinde izin vermediği bir şeyi onlara meşru kılacak ortakları mı vardır? Eğer kesin yargı bulunmayacak olsaydı,aralarında hemen hükmedilirdi. Doğrusu, zalimlere can yakıcı azab vardır."
Ancak Allah'ın kanunlarına muhalif olmayan bazı kanunlar (trafik kanunları, şehir planlama ile ilgili kanunlar ve içtihadi kanunlar vb.) koyan kişi kafir olmaz. Bunlara itaat de küfür değildir.
4-Rasulullah'ın risaletini inkar ve şahsına hakaret:
Rasulullah (s.a.s)'in risaletini inkar veya şahsına karşı hakaret hükmüne giren herhangi bir inanç, söz veya amel işleyen kişi kafir olur. Çünkü bu kişi "Muhammedun Rasulullah" şehadetini bozmuştur.
Muhammed (s.a.s)'in Allah'ın rasulü olduğuna şehadet etmek demek; onun getirdiği şeyleri tasdik etmek, ve onlara uygun amel etmek, Allah'ın onu insanlar içinde en mükemmel sıfatlarına sahip olarak yarattığına inanmak ve Rasulullah'ın görev aldığı risaleti çok güzel mükemmel ve eksiksiz olarak insanlara aktardığına inanmak demektir.
"Muhammedun Rasulullah" a şehadeti iki şey bozar:
1 -Rasulullah'ın şahsına karşı yapılan hareket..
2- Rasulullah'ın haber verdiği şeyleri küçümseme ve red.
Bunlardan birincisinde Rasulullah'ın doğru söylemediğine, emanete hıyanet ettiğine inanmak onun ahlakına ve aklına sövmek herhangi bir nedenle hafife ve alaya almak; ikincisinde ise Rasulullah'ın haber verdiği namaz zekat, oruç, ba's, hesap, mizan, cennet ve gaybi şeyleri ve bu konuda verdiği sahih hadisleri inkar etmek vardır.
Rasulullah'ın Allah'tan getirdiği Kur'an'ın herhangi bir şeyini inkar eden, buna göre Kur'an ve sünnette hükmü sabit olan melekleri inkar eden kişi de kafir olur.
Namaz ve zekatın farzlığını, faiz, zina ve hırsızlığın haram olduğunu inkar eden veya namaza bir rekat eklendiğindi iddia eden veya 'abdestsiz namaz kılınır" diyen kişi kafir olmuş olur. Rasulullah'ı, Rasulullah'tan önce gelen nebiler ve rasulleri, bunların Kur'an'ı Kerimedeki kıssalarını inkar etmek, Kur'an'ı Kerimin mucize olup hiç kimsenin ona benzer bir ayet dahi meydana getiremeyeceğine inanmak veya şüphe etmek, dünyanın meydana gelişinin Allahu Teala'nın Kur'an'ı Kerimde bildirdiği gibi olduğuna inanmamak, meleklere, cinlere, şeytanlara, Allah'ın kürsüsüne, Allah'ın arşı, Levhi Mahfuz, kalem gibi şeylerin varlığına inanmamak küfürdür.
Rasulullah (s.a.s)'den sonra nebilik iddia eden kişi de kafirdir.
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
2/11/2006 - Razı Haller
Bu şehadeti bozan şeylerden olup daha önce ki kanunun kapsamına giren bir meseledir. Fakat bazı kimselerin bu maddenin insanı İslam'dan çıkaran şeylere girmediğini zannetmeleri nedeniyle kanunun önemine binaen bu meseleyi ayrı bir konu olarak ele alıyoruz.
Bir adam, şehadeti inkar eden bir kişiye "doğru söyledin" ve şehadeti kabul eden kişiye de "yalan söyledin" derse, bu sözün şaka niyetiyle veya geçiştirme niyetiyle bile olsa yine de küfür olduğunu herkes bilir.
Yukarıdaki sözlere benzeyen ve aynı şeyleri ifade eden daha bir çok söz, hareket ve durum vardır ve bunların hükmü de yakarıdaki gibidir. Kim bunlardan birini yaparsa İslam dairesinden çıkar ve kafir olur. Bu söz, hareket ve durumların bazıları:
1- Küfre rıza halleri:
a) Kafirleri (müşrikler, Allah'ı inkar edenler, mürtetler) tekfir etmeme veya onların küfründe şüphe etme veya onların inandıkları şeyleri kabul etme.
Bir şahıs, cemaat, parti veya gurubun inandıkları şeyler açık bir küfür olduğu halde onları tekfir etmemek veya onları tekfir etmede tereddüt etmek yada onların inandıkları şeyin doğru olduğunu söylemek; örneğin; İslam kanunlarını yürürlükten kaldırıp tağuti kanunlarla insanları yöneten kişi ya da kişilerin öğle vakti, bulutsuz bir günde güneşin görüldüğü gibi apaçık görülen küfürlerine rağmen onları tekfir etmemek veya tekfir etmede tereddüt etmek veya onları desteklemek küfürdür. Bu kişileri tekfir etmeyen kişilerin kafir olmaları açık küfrü olan kişileri tekfir etmemelerinden dolayıdır. Fakat herkes tarafından açık bir şekilde bilinmeyen bir küfrü olan kişileri, o küfrünü bilmediğinden dolayı tekfir etmeyen küfre rıza göstermiş olmaz.
Mesela: Kişi demokrasiyle inanıyordur. Demokrasiye inanmak ise küfürdür. Çünkü demokraside hakimiyet halka verilmiştir. İslam da ise hakimiyet yalnızca Allah'a aittir. Kişi demokrasinin bu manaya geldiğini bilmeyebilir. Bu kişiye önce bu durum izah edilir. Eğer düşüncesinde ısrar ederse tekfir edilir. Aynı şekilde bu kişiyi tekfir etmeyen kişi yede durum izah edilir. Kabul etmezse hiç bir mazereti kalmadığından dolayı ikinci kişide tekfir edilir.
Tekfir edilecek kişinin küfründe bütün alimlerin icma etmiş olmaları gerekir. Bazı alimler tekfir etmesine rağmen bazıları etmişse bu kişiyi tekfir etmeyen kişi tekfir edilmez.
Mesela; Hariciler ve namazı inkar etmeden terk eden kişileri tekfir etmeyenleri tekfir etmek gibi.
Allahu Teala imanı ve küfrü Kur'an'ı Kerimde açık bir şekilde belirtmiş ve Rasulullah (s.a.s)'de sahih hadisi şeriflerinde bunları bize açıklamıştır. Bu yüzden Kur'an'ı Kerim ve sahih sünnette açık küfür olan bir şeyi yapan kişi kafir olarak isimlendirilir. Kafir olan bu kişiyi tekfir etmeyen de Allah'ın hükmüne karşı gelip başka bir hüküm verdiğinden dolayı kafir olmuş olur.
b) Kafirlere karşı dostluk gösterme ve onların dinini kabul etme. Şehadetin manası daha önce de anlatıldığı gibi Allah'tan başka, ibadete layık olmayan sahte ilahları reddetmek ve bütün ibadetleri yalnızca Allah'a yapmaktır.
Allah (c.c) şöyle buyuruyor:
Muhakkak ki her topluluğa Rasul gönderdik ve Allah'a ibadet etmelerini ve tağuttan sakınmalarını emrettik."
Allah'a ibadet edip O'ndan başka ibadet edilenleri reddetmeden ve onları tekfir etmeden tevhid gerçekleştirilmiş olmaz. Bu konuda alimler arasında ihtilaf yoktur.
Bir kişi kafirlere itaat edip onların dinlerini kabul eder, onlara malıyla yardım ederse ve onlara dost edinirse veya onlara, Müslümanlara verdiği hakları verirse bu kişi tağutu inkar etmemiş sayılır.Bu kişi tağutu ve tağuta ibadet edenleri inkar etmemiştir. Allah'a ibadet etse bile müslüman olarak kabul edilmeyip onlardan sayılır. İkrahı mülcie (zorlayıcı baskı) olmadığı müddetçe hüküm budur. Zorlama: Ölüm tehdidi veya vücuttan herhangi bir organın kesilmesi veya kişinin üzerinde ömür boyu sakatlık bırakacak bir işkence ya da bazı alimlere göre Müslümanlara yardım eden zenginin malının tümünün alınmasıdır. Anca bu durumda olan kişi, kalbi imanı tasdik emek şartıyla, onların istediği küfrü söyleyebilir.
Kafirleri dost edinmenin, onlara desteklemenin küfür olduğunu gösteren bir çok ayetler vardır.
Allah (c.c) şöyle buyuruyor:
Mü'minler mü'minleri bırakıp da kafirleri dost edinmesinler. Kim böyle yaparsa Allah'tan bekleyebileceği hiçbir şey yoktur. Ancak onlardan sakınmanız hali (Takiyye) müstesna. Allah sizi kendisinden sakındırır. Sonunda dönüş ancak Allah'adır."
İbn Cerir bu ayeti şöyle açıklıyor:
Ey iman edenler! Kafirleri dost ve yardımcı edinmeyin ve onları müslümanlara karşı desteklemeyin. Mü'minlerin gizli sırlarını göstermeyin. Sizden kim bunu yaparsa Allah ondan beri olmuştur. Çünkü o dininden dönmüş ve kafirlerin dinine girmiştir. Ancak sakınanlar müstesna. Bu ayet " kalbi imanla dolu" ayeti gibidir. Şöyle ki:
Müslüman, kafirlere karşı düşmanlık gösterecek kuvveti olmadığı zaman onlara dostluk ve sevgi gösterisi yapabilir. Ancak kalbinin buğz ve düşmanlık dolu olması gerekir. Fakat bunu yaparken onların küfrüne desek vermesi veya müslümanlara karşı onlara yardım etmemesi gerekir.
Allah (c.c) şöyle buyuruyor:
"Ey iman edenler! Yahudi ve hristiyanları veliler edinmeyin (yani onlara dostluk göstermeyin ve yardım etmeyin). Onlar birbirlerinin velileridir. Sizden kim onları veli edinirse o da onlardandır. Allah zulmeden kimseleri doğru yola eriştirmez. Kalplerinde hastalık bulunanların onlara doğru koştuğu görürsün. "Bize bir kötülük isabet etmesinden korkarız" derler. Umulur ki Allah bir fetih ihsan eder veya katından bir emir getirir de içlerinde gizlediklerine pişman olurlar."
Onlar birbirlerinin dostudurlar... Bu açık bir hakikattir... Onlar hiçbir tarihte ve hiçbir yerde müslümanlara dost olmamışlardır... Asırlar birbirini kovalamış, fakat bu sözün doğruluğuna gölge düşürememiştir.
Müslümanların bir taraftan yahudi ve hristiyanların dostluğuna sığınırken, diğer taraftan iman ve İslam vasfını üzerinde taşıması ve Allah'ı, Rasulü nü ve iman edenleri dost edinen Müslümanların arasında kalması mümkün değildir...
İbn Ebu Hatim, Muhammed İbn Sirin'den dedi ki:
Abdullah İbn Utbe şöyle dedi:
"Dikkat edin. Bazınız yahudi ve hristiyan olur da haberi olmaz." Muhammed İbn Sirin dedi ki:
"Maide: 50-51'ikasdettiğini anladık."
Yahudi ve hristiyanları dost edinenlerin gösterdikleri mazeretlere baktığımızda kitap ehli nin sultanlarından mevkilerini ellerinden alacalarından ve dünyalık metalarının kaybolacağından korktukları için onları dost edindiklerini iddia ettiklerini görürüz. Allah bu mazeretleri kabul etmemiştir. Buna dikkat edilecek olursa Allah'ın mazeret olarak kabul ettiği ikrahın mahiyeti daha iyi anlaşılmış olur.
Allah (c.c) şöyle buyuruyor:
"Onlardan bir çoklarının kafirleri dost edindiklerini görürsün. Nefislerinin kendilerine takdim ettiği şey ne kötüdür. Allah onlara gazap etmiştir. Onlar ebedi olarak azab içinde kalacaklardır. Eğer onlar Allah'a, Rasulü ne ve ona indirilene iman etmiş olsalardı kafirleri dost edinmezlerdi. Fakat onlardan bir çoğu fasık kimselerdir."
Allah'a iman; kafirlere dost olmamaya bağlıdır. Kafirlere dostluk asla imanla bağdaşmaz. Aynı şekilde kafirlere dostluk, Allah'ın gazabına ve cehennemde ebedi olarak kalmaya sebep olduğu için imanlı bir kişide hasıl olmaz. Allah onlarla dostluk kurmamayı Lailahe İllallah'a bağlıyor.
Allah (c.c) şöyle buyuruyor:
Münafıklara, kendilerine elem verici bir azab olacağını müjdele. Onlar inanları bırakıp da kafirleri dost edinenler. Onların tarafında bir şeref ve kudret mi arıyorlar? Doğrusu kudret bütün olarak Allah'ındır."
Bu ayette kafirleri dost edinmenin münafıkların en belirgin özelliklerinden olduğu belirmiştir.
Allah (c.c) şöyle buyuruyor:
"Allah'a ve ahiret gününe inanan bir milletin babaları veya oğulları veya kardeşleri ya da akrabaları olsa bile Allah'a ve Rasulü ne karşı gelenlere sevgi beslediklerini göremezsin. İşte Allah imanı bunların kalplerine yazmış ve katından bir nur ile onları desteklemiştir. Onları altlarından ırmaklar akan ve içlerin de temelli kalacakları cennetlere koyar. Allah onlardan razı olmuştur. Onlarda O'dan razı olmuşlardır. İyi bilin ki saadete erecek olanlar Allah'tan yana olanlardır."
Bu ayette hiçbir mü'minin kafirlere babası, kardeşi, ailesi olsa bile dostluk gösteremeyeceğini hükme bağlıyor. Bu böyle iken daha uzak kişileri dost edinenlerin durumu nedir acaba?
Allah (c.c) şöyle buyuruyor:
"Kendilerine doğru yol açıkça belli olduktan sonra tekrar eski inkarlarına dönenlerin yaptıklarını şeytan kendilerine hoş göstermiştir ve hayallerle aldatmıştır. Çünkü onlar Allah'ın indirdiklerini beğenmeyenlere: "Biz size ileride bazı hususlarda itaat edeceğiz" dediler. Halbuki Allah onların gizlediklerini biliyor. Ya melekler yüzlerine ve arkalarına vura vura canlarını alırken halleri nice olacak?
Çünkü onlar Allah'ı gazablandıracak şeylere uydular ve O'nun rızasını hoş karşılamadılar. Bunun üzerine Allah da onların amellerini boşa çıkarı verdi."
Bu ayette Allah, kandırma niyetiyle olsa bile kafirlere "ileride bazı hususlarda size itaat edeceğiz" diyen kişilerin mürted olduklarını bildiriyor. İman etmelerine rağmen bu sözü söyledikleri için mürted oluyorlar ve imanları onlara fayda vermiyor.
Allah (c.c) şöyle buyuruyor:
"Allah size Kur'an'da "Allah'ın ayetlerinin inkar edildiğini veya onlarla alay edildiğini işittiğiniz zaman, başka bir söze geçmedikleri müddetçe o kafirlerle oturmayın diye hüküm indirdi. Muhakkak ki Allah münafıkların ve kafirlerin hepsini cehennemde toplayacaktır."
Allah, ayetlerini inkar ve alay edilen bir toplulukta oturan, onlara karşı çıkmayan kişi de küfre rıza gösterdiğinden dolayı kafirdir. Eğer gereken cevabı veremiyorsa o topluluğu terk etmesi gerekir. Bu durumda yalnız Allah'tan korkması, mal, can, mevki, dünya metaını kaybetmekten korkmaması gerekir.
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
2/11/2006 - İmanı Bozan Şeyler
İslama nasıl girilir?
Lailahe illallah'ın manası Allah'ın tarif ettiği şekilde bilen, kalbiyle tasdik, diliyle ikrar eden ve hayatını her yönüyle bu düstura göre düzenleyen,ayrıca imanın diğer şartlarına genel olarak bilip de inanan kişi İslam'a girmiş sayılır.
Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurdu:
"Ey Eba Hureyre! Bu bostanın arkasında kalbi yakinen şeksiz inanarak "Lailahe illallah"a şahadet eden her kime rastlarsan, onu cennet ile müjdele."
Utban b. Malik(r.a)'dan Rasulullah (s.a.s)'in şöyle dediği rivayet edilmiştir:
"Kıyamet gününde Allah, kendi rızasını gözeterek Lailahe illallah diyen kimseye cehennemi haram kılar."
Osman(r.a)'den Rasulullah (s.a.s)'in şöyle dediği rivayet edilmiştir:
" Kim Lailahe illallah'ın manasını bilerek ölürse cennete girer."
Ubade b. Samid (r.a)'dan Rasulullah'ın söyle dediği rivayet edilmiştir:
"Kim Lailahe illallah'a şehadet edip Allah'ın tek olduğuna ve ibadette biç bir ortağı bulunmadığına hz. Muhammed (s.a.s)'in O'nun kulu ve rasulü olduğuna hz. İsa (a.s)'ın Allah'ın kulu, rasulü ve O'dan bir ruh olduğuna, "ol" kelimesinin hz. Meryem'e yönettiğine, cennet ve cehennem hak olduğuna şehadet ederse, ne yaparsa yapsın, Allah onu cennete sokar."
Rasulullah (s.a.s)'in Ali (r.a)'yi İslam'a Daveti
Ali b. Ebi Talib Rasulullah'ın evine gitti. Onu namaz kılarken gördü ve: "Bu ne, ya Muhammed?"diye sordu. Rasulullah (s.a.s):
"Allah'ın kendine seçtiği elçilerini gönderdiği din. Seni de bir olan Allah'a inanmaya ve ona ibadete, elLat ve elUzza'yı da inkar etmeye davet ediyorum" buyurdu. Ali:
"Bu daha önce duymadığım bir şey. Ebu Talib'e söylemeden hiçbir şey yapmam" dedi. Rasulullah (s.a.s) daha risaletini ilan etmeden onun bu sırrı açığa çıkarmasını hoş görmedi ve ona: "Ya Ali! Müslüman olmazsan meseleyi gizli tut." tembihinde bulundu. Ali o gece bekledi. Sonra Allah Ali'nin kalbine müslüman olma aşkını düşündü. Sabahleyin Rasulullah (s.a.s)'e geldi:
"Sen bana ne teklif ettin ey Muhammed?" diye sordu. Rasulullah (s.a.s) ona:
"Bir tek Allah'tan başka hiçbir ilah olmadığına ve O'nun da otağı bulunmadığına inanacaksın. El-Lat ve ElUzza'yı reddedeceksin. Benzerlerinden uzak duracaksın" dedi. Ali söylenenleri kabul etti ve müslüman oldu. Ali, babası Ebu Talib'den kendisine bir zarar gelmesi kokusuyla bekledi.
Ebu Bekr es Sıddık (r.a)'in Müslüman Oluşu :
Bir gün Ebu Bekr Rasulullah (s.a.s)'e rastladı ve: "Kureyş'in söylediği doğru mu? İlahlarımızı terk etmişsin.Bizi akılsızlıkla itham ediyormuşsun, babalarımızı tekfir ediyormuşsun" dedi. Rasulullah (s.a.s):
"Ey Eba Bekr!Ben Allah'ın rasulü ve nebisiyim.Beni, risaletini tebliğ etmem için gönderdi. Seni Hak olan Allah'a davet ediyorum. Vallahi bu bir gerçektir.Seni bir olan, şeriki olmayan, , kendisinden başkasına ibadet edilmeyecek olan Allah'a, O'na itaat üzere olmaya davet ediyorum" cevabını verdi. Ebu Bekr'e Kur'an okudu. O da hiç tepki göstermedi, inkar etmedi ve müslüman oldu. Putları inkar etti, benzeri şeyleri söküp attı. İslam gerçeği ikrar etti. Ebu Bekr inanmış, tasdik etmiş bir kimse olarak geri döndü.
Halid İbn Said'in Müslüman Oluşu:
Halid b. Said bir gece uykusunda, Allah'ın bildiği kadar geniş bir ateşin kıyısında durduğunu ve babasının kendisini onun içine iterek düşürmek ister gibi davrandığını, Rasulullah'ın ise hemen belinden kavrayarak onu, ateşin içine düşmekten koruduğunu gördü. Gördüğü bu rüyadan çok korktu. Kendi kendine: "Vallahi her halde bu hak ve gerçek bir rüyadır" dedi. Hz. Ebu Bekr'e rastlayınca rüyasını anlattı. Hz. Ebu Bekr:
"Hakkında hayırlı olmasını dilerim. İşte Rasulullah (s.a.s)! hemen gidip ona tabi ol! Ona tabi olur, İslamiyet'e girer, onun yanında bulunursan, o seni ateşe düşmekten korur, baban ise cehennemliktir!" dedi.
Halid b. Said Ciyad mevkiinde Rasulullah (s.a.s)'i buldu. "Ya Muhammed! Sen nelere davet ediyorsun?" diye sordu. Rasulullah (s.a.s):
Bir olan ve ortağı olmayan Allah'a iman ve ibadete, Muhammed'in de O'nun kulu ve rasulü olduğuna inanmaya; işitmez, görmez, hiçbir zarar veya yarar vermez, kendisine tapınanları da bilmez bir takım taş parçalarına tapmaktan ki sen de onlara tapmaktasındır vazgeçmeye davet ediyorum!" buyurdu. Bunun üzerine Halid b. Said: "Ben şehadet ederim ki Allah'tan başka ibadete layık ilah yoktur! Yine şehadet ederim ki sen de Allah'ın resulüsündür!" dedi. Rasulullah onun müslüman olmasına sevindi."
Rasulullah (s.a.s) amcası Ebu Talib'i İslam'a davet ederken ondan sadece "Lailahe illallah" demesini istemiştir. Çünkü Ebu Talib bu kelimenin manasını çok iyi biliyordu. Bunu kabul eseydi manasını kabul ederek söyleyecekti. Zaten Ebu Talib'in ölümü sırasında Rasulullah onu İslam'a davet ettiği zaman orada bulunan Abdullah b. Ebi Umeyye ve Ebu Cehil'in ona çıkmaları ve: "Abdulmuttalib'in milletinden yüz mü çevireceksin?" demelerinin sebebi de budur.
Rasulullah (s.a.s)'in "Lailahe illallah" dendiğinde manasını anlayan Araplara seslenişi ve daveti, onların kabul etmelerini söylemek şeklinde oluyordu.
Müseyyeb b. Hazn (r.a)'den şöyle rivayet edilmiştir:
"Ebu Talib'de ölüm alametleri belirdiği zaman Rasulullah (s.a.s) geldi. Amcasının yanında Ebu Cehl İbni Hişam ile Abdullah b. Ebi Umeyye'yi buldu. Rasulullah (s.a.s) Ebu Talib'e:
"Ey amcam! Lailahe illallah de, kıyamet gününde kendisiye sana şehadet ve şefaat edebileceğim bu kelimeyi söyle" buyurdu:
Ebu Cehl ve Abdullah b. Ebi Umeyye:
"Ey Eba Talib! Abdulmuttalib'in milletinden yüz mü çevireceksin?" diye bundan menettiler. Rasul'u Ekrem, amcasına Kelime i Tevhidi arza devam ediyordu. Diğer ikisi de mütemadiyen o sözlerini tekrar ediyorlardı. Nihayet Ebu Talib, bunlara söylediği son söz olarak:
"O (yani ben) Abdulmuttalib'in milletti üzeredir." dedi. ve Lailahe illallah demekten çekindi. Rasulullah (s.a.s):
"İyi bil amcacığım! Yemin ederim ki ben, hakkında mağfiret dilemekten nehy olunmadıkça herhalde Allahu Teala'dan senin için af ve mağfiret dilerim" dedi. Bunun üzerine Allah (c.c):
"(Kafir olarak ölüp) cehennem ehli oldukları onlar açıkça belli olduktan sonra, akraba dahi olsalar (Allah'a) ortak koşanlar için mağfiret dilemek ne nebiye yarışır ne de inanlara." (Tevbe:113) ayetini inzal etti.
Rasulullah (s.a.s)'in "Lailahe illallah" dendiğinde anlamayacak olanları ki o zaman için bu kimseler Arap olmayan ya da Arapça'yı bilmeyen kimselerdir bu kimseleri İsleme davetti, üplesiz böyle olmuyordu.Onun Arap olmayan halkların krallarına gönderdiği davet mektupları bu gerçeği te'yid etmektedir.
Rasulullah (s.a.s)'in bu mektupların tümünde tevhidi, muhatap olan kimselerin anlayabileceği şekilde açıklaması yada tevhidin anlaşılmasının gerekliliğini net bir şekilde vurgular.
Rasulullah (s.a.s)'in Hrakl'e gönderdiği mektup şöyledir:
"Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla. Allah'ın Rasulü Muhammed'den Rum'un büyüğü Hrakl'e...
Hidayete uyanlara selam olsun. Ben, seni İslam davetiyle davet ediyorum. Müslüman ol ki kurtuluşa eresin. Müslüman ol ki, Allah senin ecrini iki katı versin. Eğer bu davetimi kabul etmezsen, Hıristiyan çiftçilerin günahı senin boynunadır.
"Ey Kitap Ehli! Ancak Allah'a kulluk etmemiz, O'na hiçbir şeyi eş koşmamamız, Allah'ı bırakıp birbirimizi rab olarak benimsememek üzere bizimle sizin aranızda müşterek bir söze gelin. Eğer yüz çevirirlerse bizim müslüman olduğumuza şahid oyun, deyin."
Bütün ehli sünnet alimleri ittifak etmişlerdir ki "Lailahe illallah, Muhammedun Rasulullah'ın manasını bilip kalbiyle tasdik eden ve diliyle ikrar eden ve bu şehadeti bozacak söz, fiil ve inanca sahip olmayan kişi İslam'a girmiştir. Aynı şekilde bütün alimler ittifak etmişlerdir ki, bu iki şehadeti söylemekle beraber buna ters düşecek söz, fiil, ve inanca sahip olan kişi ölmeden önce tevbe etmezse sonsuza kadar cehennemde kalacaktır.
Mesela "Lailahe illallah Muhammedun Rasulullah" deyip namaz, oruç, hac gibi ibadetlerini yerine getiren; fakat "Kur'an ve sünnet bu çağda tatbik edilemez" diyen Allah'ın kanunları dışındaki kanunları kabul eden veya ona muhakeme olan, Rasulullah'ın sünnetini inkar edip, yalnız Kur'an'a iman eden kişi kafir olmuştur. Rasulullah'ın sn nebi olduğuna inanmayan Kur'an'ın bazı ayetlerini hata bir kelimesini, hatta icma ile sabit olan bir harfini inkar eden kişi de kafir olmuş olur.
Eğer kişi şehadeti söylemeden önce şehadeti bozacak bir fikre sahipse veya bir dine veya cemaate bağlı ise müslüman olabilmesi için şehadeti getirmeden önce bu bozuk olan inancından uzak olmasını söylemesi, ondan sonra şehadet getirmesi gerekir.
Aynı şekilde Lailahe illallah Muhammedun Rasulullah'a inandığı halde Rasulullah (s.a.s)'in .bütün insanlar için gönderildiğini kabul etmeyip yalnızca Araplara gönderildiğinde inanan kişinin İslam'a girebilmesi için yalnızca şehadeti söylemesi ona yetmez. Bu kişi zaten Muhammed (s.a.s)'in Allah'ın nebisi, rasulü olduğuna inanıyordu. Bu kişinin müslüman olabilmesi için Muhammed'in bütün insanlığa gönderildiğine inanması şarttır.
Alimler ittifak etmişlerdir ki bir kişinin İslam'a girmeden önce mevcut olan bozuk söz, fiil ve inancından uzaklaşıp, ondan sonra şehadeti getirmesi lazımdır. Aynı şekilde İslam'a girdikten sonra, herhangi bir sebeple mürtet olan kişinin de tekrar müslüman olabilmesi için küfrüne sebep olan u bozuk söz, fiil ve inancından vazgeçmesi lazımdır. Mesela zekatı inkar eden kişi zekatı kabul ederse, faiz veya zinanın haramlılığını inkar eden kişi bunların haram olduğunu kabul ederse tekrar İslam'a girer
Mü'min Nasıl Kafir Olur:
Daha önceki konuda kafirin nasıl müslüman olacağını açıkladık. Müslüman olan kişi ya inancında sebat eder ve müslüman olarak ölür yada inancında sebat etmeyerek, bir akım söz, fiil veya inançlardan dolayı dinden çıkar, kafir olarak ölür.
Hayatlarının sonuna kadar müslüman olarak kalan kimselerin çeşitli mertebeleri vardır; ihsan edenler, kendi nefislerine zulmederek haram işleyenler, hesapsız cennete girerler, az hesapla cennete girenle ve cehenneme girdikten sonra girerler.
Ehli sünnet alimleri ittifak etmişlerdir ki Muhammed (s.a.s)'in Allah'ın Rasulü olduğuna şehadet getirdiği şeylere iman ve tasdik ettiği müddetçe kıblemize yönelen kimselere müslüman der ve onları mü'min olarak isimlendiririz. Herhangi bir günahtan dolayı işlediği günahı helal saymadığı müddetçe kıblemize yönelenlere tekfir etmeyiz.
Bu kaidenin genel açıklaması şöyledir:
Allah (c.c) insanların imana girebilmesi için şehadeti bir giriş kapısı kalmıştır. Bu giriş kapısı daha önce açıkladığımız gibi şehadeti bilerek tasdik, ikrar ve bunu bozmayacak amellerdir. Kim bu kapıdan girerse daha önce kabul ettiği şeyleri bozacak bir söz, fiil veya inanç ortaya koymadan İslam'dan çıkmaz.
Lailahe illallah'ı bozacak inanç, söz ve amellerin dışındaki diğer günahları işleyen kişi, bu amellerin haramlılığını kabul ediyor, meşrulaştırma durumuna gitmiyor ve bu günahları işlediğinde pişmanlık duyuyorsa islediği günahlarından dolayı kafir olmaz. Tevbe etmeden ölürse bu kişinin durumu Allah'a kalmıştır. Dilerse onu affeder, dilerse ona azab eder.
Allah (c.c) söyle buyuruyor:
"Allah kendisine ortak kosulmasını asla bağıslamaz, bundan başkasını dilediğine bağışlar. Allah'a ortak koşan kimse derin bir sapıklığa sapmış olur."
"Onlar fena birşey yaptıklarında veya kendilerine zulmettiklerinde Allah'ı anarlar, günahlarının bağışlamasını dilerler. Günahları Allah'tan başka bağışlayan kim vardır? Onlar, yapıklarında bile bile ısrar etmezler."
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
2/11/2006 - İmanın Artması Eksilmesi
Alimlerin çoğuna göre; ameller imandan olduğu için, amelde eksiltme ve artma ve eksilme olmaz. Ebu Hanife ameli imandan ayrı olarak ele aldığı için ona göre imanda ama ve eksilme olmaz.
Aslında Ebu Hanife ile diğer alimlerin arasında ihtilaf nazari (teorik) bir ihtilaftır.Ameli(Pratik bir itilaf yoktur.
Cumhur da Ebu Hanife 'nin iman tarifinde geçen şeylerde,onun dediği gibi artma ve eksilmenin amellerde olduğunu söylüyorlar.
İnsanlar arasında üstünlük ,yaptıkları amellere göredir.
Kur'an ve sahih hadis nasslarının zahiri bize imanın artıp eksilebileceğine gösteriyor.
Allah (c.c) şöyle buyuruyor:
"İnananlar ancak o kimselerdir ki, Allah anıldığı zaman kalpleri titrer, ayetleri okunduğu zaman bu onların imanlarının arttırır ve Rablerine güvenirler."
"İnsanlar onlara: "Düşmanınız olan insanla size kaşı bir ordu topladılar, onlardan korkun" dediler. Bu onların imanını arttırdı da: "Allah bize yeter, O ne güzel vekil'dir" dediler."
"İnananların imanlarını kat kat artırmak için kalplerine güven indiren O'dur. Göklerde ki ve yerde ki ordular Allah'ındır. Allah bilendir. Hakim olandır."
Rasulullah (s.a.s):
"İman yetmiş küsur şubedir. En yükseği "Lailahe İllallah" sözüdür. En düşüğü yoldan eziyet veren şeylerin kaldırılmasıdır. Haya da imandan bir şubedir."(Buhari Müslim)
Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurdu:
"Mü'minlerin en mükemmel imanlısı ahlakı en güzel olandır."
Ebu Said Hudri (r.a)'den; Rasulullah (s.a.s)'in şöyle dediğini rivayet edilmiştir:
"Sizden bir münker'i gören kimse, onu eli ile değiştirsin, gücü yetemezse dili ile, buna da gücü yetmezse kalbi ile... ve bu (sonuncusu) imanın en zayıfıdır."
Abdullah b. Mesud (r.a)'den Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurdu:
"Her nebinin, ona bağlı olan havarileri ve sahabeleri olur. Bu sahabeler onun sünnetine ve emrine uygun amel ederler. Sonra ona muhalif kişiler gelir yapmadıkları şeyleri söylerler. Ve emredilmedikleri şeyleri yaparlar. Kim onlara karşı eliyle cihad ederse o mü'mindir. Kim onlara kalbiyle cihad ederse o da mü'mindir. Bunların dışındakilerin kalbinde hardal tanesi kadar dahi iman yoktur."
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
2/11/2006 - İman Hakikati
Mü'min olabilmek için şimdiye kadar anlatılanların tümüne inanmak gerekir. Fakat bunlara inanmak nasıl olmalıdır? Bu konuda iki görüş vardır:
Birincisi: İman; kalple tasdik, dil ile ikrar ve ameldir. Alimlerin çoğu bu görüştedir.
İkincisi: İman; kalple tasdik ve dil ile ikrardan ibarettir. Ameller imana girmez, fakat Rasulullah (s.a.s)'den gelen şer'i amelleri yapmak farzdır. Ebu Hanife bu görüştedir.
Birinci görüşün Kur'an ve sünnetteki delilleri daha açık ve daha kuvvetli olduğu halde her görüş sahibi kendi görüşünü sağlamlaştırmak için deliller getirmiştir.Bu ihtilafların ameli (pratik) bir etkinliği yoktur. Nazari yönden ihtilaflıdır. Çünkü Ebu Hanife imanı tarif ederken:
"İmanın altı şarttı vardır. Bunlar artmaz ve eksilmez. Amel imandan bir parça değildir. Fakat bunlara iman eden kişiye amel farzdır." diyor.
Diğer cumhuru ulema ameli imandan saydıkları için: "İman atar, eksilir. Fakat bu artma ve eksilme amelde olur, bu altı şartta değil. Aksi takdirde bu küfür olur."
Görüldüğü gibi bu ihtilafın pratik bir önemi yoktur. Sadece teorik bir ihtilaftır. Çünkü her ikisi de amelin yapılması gerektiğini, küfrü gerektiren ameller hariç, diğer amellerin inkar edilmeden eksik olmasının küfür olmadığını söylüyorlar.
Her iki görüş de şu noktalarda ittifak etmişlerdir:
1-Kalbi ile tasdik etmeyip, dili ile ikrar eden kişi münafıktır, mü'min değildir. Bunların azapları inkarcılardan daha şiddetli olacaktır. Bunlar cehennemin en dibine gireceklerdir.
Allah (c.c) şöyle buyuruyor:
"Doğrusu münafıklar cehennemin en alt tabakasındadırlar. Onlar yardımcı bulamayacaksın."
2 -Aynı şekilde yalnız kalple bilmek de iman için yetmez. Kalbin tasdik etmesiyle dilin ikrar etmesi de gerekir. Çünkü Firavun ve kavmi, Musa ve Harun'un doğru olduklarını biliyorlardı. Fakat bunları tasdik etmiyor ve dil ile de ikrar etmiyorlardı. Allah onları kafir olarak vasfediyor. Allah (c.c) şöyle buyuruyor:
"Musa da: "Andolsun ki bunları, göklerin ve yerin Rabbinin açık belgeler olarak indirdiğini bili yorsun. Ey Firavun! Doğrusu senin mahvolacağını sanıyorum" demişti."
"Gönülleri kesin olarak kabul ettiği halde haksızlık ve büyüklenmelerinden ötürü onları bile bile inkar ettiler. Bozguncuların sonunun nasıl olduğuna bir bak!"
Kitap ehli de Rasulullah (s.a.s)'in elçiliğini biliyorlardı. Ona iman etmedikleri için mü'min sayılmadılar.
Allah (c.c) şöyle buyuruyor:
" Kendilerine kitap verdiklerimiz, Muhammed'i çocuklarını tanıdıkları gibi tanırla; fakat kendilerine yazık ettiler, çünkü onlar inanmazlar."
Hatta İblis Allah'ı çok iyi bilmesine rağmen kibirlenip, yüz çevirerek kafirlerin imanı oldu. Ehli sünnet alimleri ittifak etmişlerdir ki,ehli kıbleden olup da mü'min olan ve cehennemde sonsuza kadar kalmayacak olan kişinin, kalbinde şek ve şüphe olmaksızın bilere İslam'a inanması gerekir; ayrıca şehadeti de bilerek söylemesi lazımdır.Kim bunlardan birin eksiltirse veya şehadeti bozacak bir şey yaparsa mü'min olmaz.
Ancak dil ile söylemesini engelleyecek bir sebep varsa (dilsiz, kalbi iman ettikten sonra söylemeye fırsat bulamadan ölen veya şehadeti söylemesini engelleyen ikrahı mülcie (zorlayıcı baskı) o kişi müstesnadır.
3- Allah'ın kullarından istediği hem söz hem de ameldir. Sözden maksat; kalbin sözüdür, yani tasdiktir. Dilin sözü ise kalbin tasdik ettiği şeyleri ikrar etmektir. Amelin gerekli olduğuna ittifak edildiği halde imanın içerisine girip girmemesi noktasında ihtilaf vardır. Ebu Hanife dışında Cumhur ulema ameli imana dahil etmişlerdir. Ebu Hanife ise amelin imandan olmayıp fakat imanın gereği ve ürünü olduğunu söylemiştir.
4- Bir kimse imanı kalbi ile tasdik, dili ile ikrar etse fakat farz olan amelleri yerine getirmese, bu kimse Allah'a ve Rasulü ne karşı gelmiştir. Allah'ın kitabında ve Rasulü nün sünnetinde haber verildiğine göre Allah'ın azabına çarptırılacaktır.
5 - Helal kabul etmeksizin büyük günah işleyen kişi, ölmeden önce tevbe etmezse kafir olarak ölmez. Bu kişinin durumu Allah'a salmıştır. Dilerse ona azab eder, dilerse affeder.
6 -Allah, insanlara kalplerine göre hükmedecektir. İnsanlar ise zahire göre hüküm vermelidirler. Kişi "La ilahe İllallah"ı şahitlik ederek söylerse şehadet inin gerektirdiği ameller ondan istenir ve bu konuda zorlanır. Ona müslüman muamelesi yapılır ve müslümanın sahi olduğu haklara o da sahip olur. Ondan diğer amelleri yapması istenir. "La ilahe İllallah"ı bozacak bir amel yapmadıkça veya söz söylemedikçe ona müslüman muamelesi yapılır.
Usame b. Zeyd (r.a)'den şöyle rivayet edilmiştir:
Rasulullah (s.a.s) bizi (Cüneyhe kabilesinden) Hurka üzerine cihada göndermişti. Sabah vakti düşmanla karşılaştık, onları yendik. Ensardan bir mücahitle ben Fezarilerden bir kişiye kavuştuk. Fezari bizi görünce:
"La İlahe İllallah" dedi. Bunun üzerine ensari arkadaşım çekildi. Fakat ben kargımı Fezari'ye yerleştirdim, nihayet öldürdüm. Medine'ye geldiğimizde bu olay Rasulullah'a erişmiş, Rasulullah (s.a.s) bunu duyunca bana:
"Ey Usame! Bu adamı "Lailahe illallah" dedikten sona niçin öldürdün?" diye sordu.
Ben:
"O, ölmekten korktuğu için söyledi" dedim.
Rasulullah ise:
"Sen, kalbini yarıp baktın mı? O adamı "Lailahe illallah" dedikten sonra nasıl öldürürsün?" dedi ve bunu o kadar tekrarladı ki
Usame:
" Nihayet ben, keşke bu an müslüman olsaydım temennisinde bulundum" demiştir.
İnsanlar anca zahire göre hüküm vermelidirler, kalbin hükmü ancak Allah'a aittir.
Abdullah b. Utbe b. Mesud (r.a)'den şöyle rivayet edilmişti:
Ömer (r.a)'den işittim. O şöyle diyordu:
"İnsanlar Rasulullah (s.a.s) zamanında vahiy ile gizli hallerinden de sorumlu tutulurlardı. Rasulullah'ın vefatı ile vahiy kesilmiştir. Bugün sizi, gördüğümüz amellerinizden dolayı sorumlu tutarız. Bu yüzden kim bize hayır ve adalet gösterirse, onu emin saya ve güvenilir kabul ederiz. Onların gizli hallerini araştırmak bize düşmez. Gizli hallerinin hesabını da Allah görür. Bize zahiren fena hal gösterenlerden de emin olamayız. Niyetimin iyi olduğunu söylese bile ona inanmayız."
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
2/11/2006 - Kaza ve Kadere İman
diyecekler; onlardan öncekilerde bizim şiddetli azabımızı tadana kadar böyle demişlerdi. Onlar: "Bize karşı çıkarabileceğiniz bir bilginiz var mı? Siz ancak zanna uyuyorsunuz ve sadece tahminde bulunuyorsunuz" de. "Üstün delil Allah'ın delilleridir. O dileseydi hepinizi doğru yola eriştirirdi" de."
Hak Teala dilerse Ademoğlunu hidayetten başka hiçbir şey bilmeyen veya zorla hidayete giden yahut da gönüllerine hidayet tohumları ekilince hiç zorlamadan hidayeti kabul eden bir tabiatta yeniden yaratabilir. Ama Allah bunu murad etmiyor. O'nun muradı başkadır. İnsanoğlunu hem hidayete hem de dalalete gidecek şekilde bir yöneliş kudretine sahip kılarak , hidayete yönelene bu yolda yardımcı olmak, dalalete yöneleni de dalalet yolunda sürükleyerek karanlık ve zorluk içerisinde hareket etmesini sağlayarak tecrübe ve imtihan etmeyi murad buyurmuştur. Ve kanuni ilahisi de bu irade doğrultusunda cereyan etmiştir.
Allah (c.c) bu ayeti kerimede; işledikleri günahlara mazeret olarak, Allah'ın kaderini öne sürenlerin, hatalı olduğunu açık iki sebep üzerinde durarak akıl sahip olan herkesin anlayabileceği şekilde açıklıyor.
Birincisi: Allah bunlardan önceki kafirleri, yaptıkları küfür ve şirkten dolayı azaba uğrattığını haber veriyor. Bu kişiler bu onunda muhayyer olmasaydılar Allah onlara azab etmezdi. Çünkü Allah hiç kimseye zulmetmez.
Yatığı küfür, şirk veya günaha Allah'ın dilemesini mazeret gösteren kişi için iki durum vardır; ya Allah'ın varlığına inanıyor ya da inanamıyordur. Eğer Allah'ın varlığına inanıyorsa; Allah'ın hiç kimseye zulmetmeyeceğine ve adalet sahibi olduğuna inanması gerekir.Buna inanmazsa Allah'a inanmamış sayılır. Eğer Allah'a inanmıyorsa zaten yaptığı haram ve şirkten dolayı kaderi mazeret gösteremez, bu bir tezat olur ve bunu cevap vermeye de gerek yoktur.
İkincisi: Allah'a bilmediği bir şeyi nispet etmiş olur. Allah'ın, kendisinin kafir veya günahkar olacağını yazdığını nereden biliyor? Halbuki Allah, o bu amelleri işlemeden önce, onu korkutmuş ve emirler vermiştir. Kişinin hırsızlık yapmadan evvel: "Allah benden hırsızlık yapmamı istiyor" diyerek hırsızlık yapması gibi. O Levhi Mahfuz'u okudu mu ki böyle diyor. Halbuki Allah ona ona hırsızlık yamamasını emretmiş ve onu daha önce korkutmuştu.
Allah'ın bunu isteğini nereden biliyor?
Allah (c.c) şöyle buyuruyor:
"Onlar bir fenalık yaptıkları zaman: " Babalarımızı bu yolda bulduk. Allah da bize bunu emretti" deler. De ki: "Allah fenalığı emretmez. Bilmediğiniz şeyi Allah'a karşı mı söylüyorsunuz?"
Allah'ın bu kişilere cevap vermesinin gayesi böyle düşünenleri düzeltmek içindir. İnsanın üzerine düşen görev Allah'ın emirlerini tatbik etmek ve yasaklarından kaçınmaktır. Gaybı araştırmanın ise hiçbir faydası yoktur ve bunu bilmek imkansızdır.
Allah dileseydi herkese hidayet verirdi. İnsana düşen Allah'ın emrine itaat ve şükretmek emrine aykırı bir iş yaptığında da hemen tevbe etmektir. Allah adildir, kimseye zulmetmez, iyi şeyleri tavsiye edip kötü şeyleri yasaklar. Günahı sevmemek, Allah'ın kaza ve kaderini sevmemek deme değildir. Allah'ın sevdiği şeyleri sevmek, sevmediklerini de sevmemek gerekir. Allah'ın insanların günah işlemesine rızası yoktur.
Allah (c.c) şöyle buyuruyor:
"Eğer inkar ederseniz bilin ki Allah sizden müstağnidir. Kullarının inkarından hoşnut olmaz. Eğer şükredersiniz sizden hoşnut olur. Hiçbir günahkar diğerininki günahını yüklemez. Sonunda dönüşünüz Rabbinizedir, yaptıklarınızı o zaman size haber verir, çünkü O, kalplerde olanı bilir."
Kader gizlidir. Bu konuda fazla yorum yapmamak gerekir. Kader konu suda mü'minin ihtiyacı kadar bilgi verilmiştir ve bu kadarını bilmek yeterlidir. Allah ise her şeyi bilir, yaratır, dilediği şey olur, dilemediği olmaz. O adildir, kimseye zulmetme. Hikmet sahibidir, rast gele hüküm vermez. İnsana irade vermiştir. İyilik yapanlara mükafat, kötülük yapanlara ceza verir. Bu Allah'ın adilliğindendir. Çocuk ve deli olanlara hesap sorulmaz. Çünkü onlar hayrı ve şerri ayırt edecek konumda değildirler. Allah kullarına ihtiyacı kadar bilgi verir. İhtiyacı olmayanı ise gizler. Kulun bu gizlenen bilgileri araştırmaması gerekir. Böyle yapmak kendisi için zararlıdır. İnsan aklı sınırlıdır, her şeyi anlayamaz. Allah insan aklını, Allah'ın emirlerine itaat etmeleri yasaklarından kaçınmaları, bu dünyayı Allah'ın istediği şekilde kullanmaları için yaratmıştır, yoksa Allah'ın gizlediği ilimleri araştırmak için değil. İnsana düşen Kur'an'da ve sünnette bildirdiği kadarıyla inanmaktır.
Rasulullah (s.a.s) insanların kader konusunda derine gitmelerini ve bilmedikleri şeyleri araştırmalarını nehyetmiştir.
Amr b. Şuayb, babasından o da dedesinden:
"Bir gün insanlar toplanmış kader hakkında konuşuyorlardı. Rasulullah bunu duyunca kızdı ve şöyle buyurdu:
"Kur'an'ın ayetlerinde birbirine zıtlık varmış gibi yapıyorsunuz. Böyle yapmakla daha önceki kavimler helak oldular."
Bir adam kader hakkında soru sormak için hz. Ali'ye geldi. Ali şöyle dedi:
"Bu karanlık bir yoldur. Ona girme." Adam tekrar bilgi istedi. Ali (r.a):
"O, derin bir denizdir. İçine girme" dedi.
Adam tekrar bilgi istedi. Ali (r.a):
"O, Allah'ın sırrıdır, bunu bilmek için araştırma" dedi.
(İbnil Kayyım Kasidesinin şerhi c: 1 s: 254)
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
|
Hakkımda
Behlül Dânâ nedir?
Anlamı :Müslümanın rûhunu teslim (vefât) edeceği zaman rahmet meleklerini ve Cennet hûrîlerini görmenin zevkiyle can verme vakti.
Kategoriler
Arkadaşlarım
• rindiseyda • nisandayagmur • asman • arslanserdar • halukozkann • nurullahtuna1432 • bismihu • kemaliyemiz • serol43 • allame • kalubela • mustakim • Hasan Beyan • hayrunnisa97 • azadgulu • İsmail Hakkı GÜRGENBURAN • mevlana1 • rindiseyda1 • nurbozkurt • hidayetsaati • alperen3
|