..:::Behlül Dânâ:::..

9/11/2006 - Daha çok özlersiniz

Kategori: Dede Ruhlu

Daha çok özlersiniz

Yorum (4) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

7/11/2006 - Tevhid Nedir Ne Değildir

Kategori: Tevhid

Birlik, birlemek. Allah'ın varlığını, birliğini, tüm yetkin niteliklerin kendisinde toplandığını, eşi ve benzeri bulunmadığını bilmek ve buna inanmak. Bu bilgi ve inanç en özlü biçimde "Lâ İlâhe İllallah' (Allah'tan başka ilah yoktur) cümlesiyle ifade edilir. Bu nedenle bu cümleye tevhid kelimesi (kelime-i tevhid) denir. Tevhid kelimesini manasını bilerek söyleyen ve buna inanan kişi mümin ve muvahhid adını alır.

La İlahe İllallah'ın manası:

Tek ilah'tan başka kulluk edilecek başka bir ilah yoktur. O tek olan ilah da, şeriki olmayan Yüce Allah'tır. Çünkü ibadete layık olan, ancak O'dur.

Bu kelimenin gereği, Allah'ın (c.c.) dışındaki bütün sahte ilahları reddetmektir.

Zira Allah (c.c.) dışındaki mabutların ilahlık iddiası batıldır. Çünkü O'ndan başka bir şey ibadete (dua edilmeye, emir ve yasak koymaya, nizam tespit etmeye) layık değildir.

Uluhiyetin başkaları için reddedilmesi, ilahlığı sadece ortağı olmayan Allah'a (c.c.) ait kılmayı ve O'nun yanında ikinci bir ilah edinmemeyi gerektirir.

Allah (c.c.) şöyle buyuruyor:

"Allah'a ibadet edin ve O'na hiçbir şeyi şirk (ortak) koşmayın..." (Nisa: 4/36)

"Kim tağutu inkar edip Allah'a iman ederse, muhakkak kopması mümkün olmayan sağlam bir kulpa (La İlahe İllallah'a) yapışmış olur. Allah işitendir, bilendir." (Bakara: 2/256)

"... Biz her ümmete, yalnız Allah'a kulluk etmeleri ve tağuttan da sakınmaları için Rasul gönderdik." (Nahl: 16/36)

Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyuruyor:

"Kim La İlahe İllallah der ve Allah'tan başka tapınılanları (ibadet edilenleri) reddederse malı ve kanı haram olur..." (Müslim, İman: 8)

Bütün rasullerin kavimlerini davet ettikleri söz şudur:

"...Ey kavmim! Allah'a kulluk edin. Sizin O'ndan başka ilahınız yoktur..." (A'raf: 7/59)

İbn-i Receb (Allah ona rahmet eylesin) şöyle demiştir:

"İlah; yüceliğiyle, aşk ve muhabbetiyle korku ve ümidiyle kendisine güvenilen, tevekkül edilip dayanılarak kendisinden istenilen, kendisine dua ve yakarışta bulunulan, itaat edilip isyan edilmeyendir. Tüm bunlar ancak aziz ve celil olan yüce Allah'a yaraşır."

İşte bu sebeple; Rasulullah (s.a.v.) Kureyş müşriklerine:

"La ilahe illallah" deyiniz, dediğinde müşriklerin cevabı;

"İlahları tek bir ilah mı kıldı? Gerçekten bu çok acayip bir şey" (Sa'd: 38/5) demek olmuştur.

Kelime-i Şehadet'in genel manası Allah'ın (c.c.) dışında ibadet edilenleri reddeder ve batıl kılar. Yani tağutu red ve Allah'a (c.c.) iman etmeyi gerektirir.

Tağutu reddetmek, Allah'ın (c.c.) emir ve yasağına ters düşen emirlerde bulunan kişi ve kurumları, hevayı ve şeytanı reddetmektir. "La ilahe illallah" ın manasıyla birlikte gereğini de yerine getirmek, ibadette Allah'ı (c.c.) birleyerek O'na benzer tutulanları terketmektir.

Kul, "La ilahe illallah" dediğinde; ibadette Allah'ı (c.c.) birlediğini, Allah'tan (c.c.) başkalarına, putlara, kabirlere, evliyalara ve salihlere ibadet etmenin batıl olduğunu ilan eder.

"La ilahe illallah" ın gereği, Allah'tan (c.c.) başka ibadete layık ilah olmadığını, yaratıcı, kudret sahibi ve her şeye kadir olanın Allah (c.c.) olduğunu kabul etmek, Allah'tan (c.c.) başka hiç kimsenin hakimiyet hakkı olmadığına inanmaktır. Çünkü hakimiyet yalnız Allah'a (c.c.) aittir. Kim, "La ilahe illallah" ı bu şekilde inanarak açıklarsa mutlak olarak tevhidin hakkını vermiş olur.

Allah'a (c.c.) yaklaşmak için ölülere kurban kesen, türbelere yardımda bulunan, kabirlerin etrafını tavaf eden ve adak adayanlar, Allah'ın (c.c.) yaratıcı ve her şeyin sahibi olduğuna inansalar bile, ilk Arap müşrikleri gibi Allah'a (c.c.) şirk koşmuş olurlar. Mekke müşrikleri, kabirlere ve putlara tapmadıklarını söylüyor fakat uygulamada aksini yapıyorlardı. Onlar yaratıcı ve rızık verici olduğuna inanmadıkları halde, sırf kendilerini Allah'a (c.c.) daha çok yaklaştırsınlar diye salih olduğuna inandıkları bazı kişilere ibadet ediyorlardı.

Hakimiyet, "La ilahe illallah"ın gerçek manasının tamamını değil sadece bir cüzünü oluşturur. Çünkü ibadette şirk koşan bir kimsenin, şeriatın hükmünü kabul etmesinin bir faydası yoktur. Şayet "La ilahe illallah"ın manası onların zannettiği gibi olsaydı, Rasulullah (s.a.v.) ile müşrikler arasında herhangi bir mücadele olmaz, onlar da Rasulullah'a (s.a.v.) bağlanırlardı.

Böyle bir durumda, Rasulullah (s.a.v.) onlara:

"Allah'ın varlığını ve her şeye kadir olduğunu tasdik edin. Hukuki, meselelerde şeriatın hükmüne tabi olun" der ve onları ibadetlerinde serbest bırakırdı. O zaman Allah Rasulü'ne tabi olurlardı.

Bunlar, Arap lisanının ehli olan bir kavim oldukları için "La ilahe illallah" ın putları tapmayı reddettiğini ve sadece lafzi bir mana taşımadığını anlıyorlardı. Bundan dolayıdır ki bu kelimeden nefret ederek uzaklaştılar ve şöyle dediler:

"...İlahları tek bir ilah mı kıldı? Şüphesiz bu çok acayip bir şey..." (Sa'd: 38/5)

Allah (c.c.) onları şöyle vasfediyor:

"Onlara "La ilahe illallah" denildiği zaman kibirlenirlerdi ve "mecnun bir şair için ilahlarımızı mı terk edeceğiz" derlerdi." (Saffat: 37/35-36)

Onlar, "La ilahe illallah"ın Allah'ın (c.c.) dışında ibadet edilen her şeyi reddetmek, ibadette sadece Allah'ı (c.c.) birleme manasına geldiğini çok iyi biliyorlardı.

Şayet müşrikler "La ilahe illallah" dedikleri halde putlara ibadet etmeye devam etselerdi, kendi içlerinde çelişkiye düşerek bundan rahatsız olurlardı.

Günümüzde kabirlere ibadet edenler, bu şiddetli çelişkiden hiç rahatsız olmuyor, onlar "La ilahe illallah" demelerine rağmen birçok ibadeti ölülere yapmaya devam ediyorlar.

Ebu Cehil ve Ebu Leheb, bu kelimenin manasını günümüzde kabirlere ibadet edenlerden çok daha iyi biliyorlardı. Onların bile eli kurudu!

Sonuç olarak:

Kim bu kelimeyi, manasını bilerek söyler, gereğiyle amel edip açık ve gizli şirkten kaçınırsa, ibadeti tam bir itikatla yalnız Allah'a (c.c.) has kılıp bununla amel ederse, işte o gerçek bir mümindir.

Kim "La ilahe illallah" deyip inanmadığı halde zahiren amel ederse, o da münafıktır. Kim bu kelimeyi diliyle söyler, fakat onu bozacak amellerden birini işler ve Allah'a (c.c.) şirk koşarsa o da müşriktir.

"La ilahe illallah" kelimesinden kastedilen; manasını bilip bu mananın gerektirdiği şekilde Allah'a (c.c.) ibadet etmektir.

İbadet, muamelat ve bütün meselelerde Allah'ın (c.c.) hükümlerini kabul edip, beşeri kanunları reddetmek, insan ve cin şeytanlarının revaca çıkardığı bütün hurafeleri ve bid'atleri ortadan kaldırmak bu kelimenin ameli gereklerindendir.

Allah (c.c.) şöyle buyuruyor:

"Yoksa onların dinde Allah'ın izin vermediği bir şeyi kendileri için din gösteren ortakları mı vardır?" (Şura: 42/21)

"...Eğer siz onlara itaat ederseniz, muhakkak ki müşrik olursunuz..." (En'am: 6/121)

"...Onlar Allah'ı bırakıp hahamlarını, rahiplerini ve Meryemoğlu Mesih'i Rabler edindiler." (Tevbe: 9/31)

Nebi (s.a.v.) bu ayeti kerimeyi okudu. Bunun üzerine Adiyy b. Hatem Rasulullah'a (s.a.v.) dedi ki:

"Muhakkak onlar, onlara ibadet etmiyorlar ki.

Rasulullah (s.a.v.):

"Onlar Allah'ın helal kıldığı bir şeyi haram, haram kıldığı bir şeyi helal kıldıkları zaman onlara itaat etmiyorlar mı?" dedi.

Adiyy b. Hatim: "Evet" deyince,

Rasulullah (s.a.v.):

"İşte böylece onlara ibadet ediyorlar." buyurdu. (Tirmizi, Tefsir: 10; Taberi: 14/210 (61632-61634); Suyuti, Durru'l-Mensur: 3/230; Beyhaki, Sünenü'l-Kübra)

Şeyh Abdurrahman b. Hasan dedi ki:

"Allah'tan başkalarına itaat etmekle alimlerini rabler edindiler. Aynı olaylar bu ümmetin içinde de vuku bulmaktadır. Bu ise en büyük şirk olup, "La ilahe illallah" ın manasını ortadan kaldırır."

Bu kelimeyi söyleyen bir kimsenin, beşeri kanunlarla muhakeme olmayı da reddetmesi gerekir. Çünkü sadece Allah'ın kitabıyla hükmolunmak, onun dışında kalan beşeri sistemleri terketmek farzdır.

Allah (c.c.) şöyle buyuruyor:

"... Eğer bir şeyde ihtilafa düşerseniz onu Allah'a ve Rasulü'ne götürün." (Nisa: 4/59)

"Herhangi bir şey hakkında anlaşmazlığa düşerseniz, onun hakkında hüküm vermek hakkı Allah'ındır. İşte benim Rabbim olan Allah O'dur..." (Şura: 26/10)

Allah (c.c.) kendi indirdiği şeriatle hükmetmeyenler hakkında kafir, zalim, fasık diye hüküm vermiştir. Allah'ın (c.c.) indirdiğinin dışında hüküm veren kişide iman yoktur.

"La ilahe illallah" müslümanların yaşamlarının her yönüne hakim olması gereken bir hayat nizamıdır.

Bazılarının zannettikleri gibi, sadece manasını anlamadan gereğiyle amel etmeden, sabah ve akşam virdlerinde bereket için tekrar edilen bir söyleyişten ibaret değildir.

"La ilahe illallah"ın gereklerine bağlılık, Allahû Teala'nın isim ve sıfatlarına Allah (c.c.) ve Rasûlünün (s.a.v.) bildirdiği şekilde iman etmeyi gerektirir.

Allah (c.c.) şöyle buyuruyor:

"En güzel isimler Allah'ındır. O halde O'na bunlarla dua edin. Onun isimlerinde ilhad etmeyin. Onlar yapmakta olduklarının cezasını göreceklerdir." (A'raf: 7/180)

Abdurrahman b. Hasan dedi ki:

"Arap dilinde ilhad kelimesinin manası, Allah Teala'nın isim ve sıfatları hakkında sapmaya meyletmek ve yalana yönelmektir.

Bilerek veya bilmeyerek birtakım tevillerle Allah'ın (c.c.) isim ve sıfatlarının hak olan manasını inkar etmek ve O'nu mahlukata benzetmektir."

Her kim Allah'ın (c.c.) isim ve sıfatlarını bozar, tevil eder veya kabul etmez, Celil olan manalarına delalet eden manasını ortadan kaldırırsa, Cehmiyye, Mutezile, Eş'ariler gibi La ilahe illallah'ın delaletine muhalefet etmiş olur. Çünkü ilah, isim ve sıfatlarıyla dua edilen ve vesile olunandır. Allah (c.c.) şöyle buyuruyor:

"... En güzel isimler Allah'ındır. Onunla O'na dua edin..." (A'raf: 7 /180)

İsim ve sıfatları olmayan nasıl ilah olur? Kendisine ne ile ve nasıl dua edilir?" (Fethu'l-Mecid: 237-238)

İmam ibn-i Kayyım dedi ki;

"İnsanlar ahkam ayetlerinin tefsirinde ihtilafa düştüler. Fakat Allah'ın (c.c.) sıfatlarıyla ilgili ayet ve hadislerin herhangi birinde ihtilafa düşmediler, bilakis sahabe ve tabiin bu ayetlerin manasını anladılar ve gereğiyle amel ettiler.

Kur'an'da bulunan ahkam ayetlerinin manasını ilim ehlinden başkası anlayamaz, fakat sıfat ile ilgili ayetlerin manasını bütün insanlar anlayabilirler. Bundan kastettiğim mananın kefiyetinin değil de aslının anlaşılmasıdır." (İbn Kayyım el-Cevziyye, Medaricu's-salikin: 1/29-30)

"Bu konu selim fıtrat ve semavi kitaplarla bilinen bir konudur. Kemal sıfatlarını yitiren ilah, müdebbir ve rab olamaz. Bilakis eksikliği sebebiyle kendisiyle alay edilir.

Hamd, ezelde ve ebedde celal ve kemal sıfatlara sahip olana aittir. Çünkü hamd'e layık olan sadece O'dur. (Muhtasar Sevaiku'l-Mürsele: 1/10)

Allah'ın (c.c.) kemal sıfatlara sahip olduğuna ve bütün noksan sıfatlardan ve mahlukata benzemekten uzak olduğuna mutlaka inanmak gerekir." (İbn Kayyım el-Cevziyye, Medaricu's-salikin: 1/26)

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

4/11/2006 - Konuşan Resimler 1

Kategori: Gorsel

Free Image Hosting at www.ImageShack.us Free Image Hosting at www.ImageShack.us Free Image Hosting at www.ImageShack.us

 

Free Image Hosting at www.ImageShack.us Free Image Hosting at www.ImageShack.us Free Image Hosting at www.ImageShack.us

Free Image Hosting at www.ImageShack.us Free Image Hosting at www.ImageShack.us Free Image Hosting at www.ImageShack.us

Free Image Hosting at www.ImageShack.us Free Image Hosting at www.ImageShack.us Free Image Hosting at www.ImageShack.us

Free Image Hosting at www.ImageShack.us Free Image Hosting at www.ImageShack.us Free Image Hosting at www.ImageShack.us

Free Image Hosting at www.ImageShack.us Free Image Hosting at www.ImageShack.us Free Image Hosting at www.ImageShack.us

Free Image Hosting at www.ImageShack.us Free Image Hosting at www.ImageShack.us Free Image Hosting at www.ImageShack.us

Free Image Hosting at www.ImageShack.us Free Image Hosting at www.ImageShack.us Free Image Hosting at www.ImageShack.us

Free Image Hosting at www.ImageShack.us Free Image Hosting at www.ImageShack.us Free Image Hosting at www.ImageShack.us

Free Image Hosting at www.ImageShack.us

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

4/11/2006 - Ey Oğul Öğütleri 15

Kategori: Dede Ruhlu

Said Nursî'den Dersler


Said Nursî Hazretleri, 1876 tarihinde Bitlis-Hizan-Nurs\'ta dünyaya geldi, 23 Mart 1960\'da Urfa\'da Hakkin rahmetine erdi. Çok genç yaslarda iken ilmi, zekâsi, kuvvetli hafizasi, cesaret ve dirayeti ile meshur oldu. Bütün din ve fen ilimlerini okudu. Istanbul\'a giderek Sultan Abdülhamid\'e, Dogunun kurtulus ve gelisme reçetesi olan din ve fen ilimlerinin okutulmasi için üniversite kurulmasi için teklifte bulundu.

Vatani düsmani isgal edince, 1916\'da talebelerini silâhlandirarak Ruslara karsi mücadele etti. Esir düsünce iki buçuk yil Rusya\'da esir olarak kaldi. Daha sonra kaçarak Istanbul\'a geldi. Istanbul\'un isgali sirasinda Ankara\'ya davet edildi, Millî mücadeleyi desteklemesine ragmen tehlikeli yerde hizmet etmeyi tercih ederek gitmedi.

Daha sonra Van\'a döndü. 1925\'te ise Dogunun bütün ileri gelenleri ile birlikte Bati Anadoluya sürgün edildi. Burdur-Isparta\'dan sonra Barla\'da ikamete mecbur edildi. Bu kasabada kaldigi süre içinde bir iman ve ilim külliyati olan Kur\'ân tefsiri Risale-i Nurlari yazdi. Dinsiz yetistirilmeye çalisilan milleti imana davet ettigi için 28 sene sürgünlerde, zindanlarda, hapishanelerde eziyetlere maruz birakildi. Ama Allah hizmetini kabul etmisti, kendisi hayatta iken yüzbinlerce genç Nur talebesi olmus, birer iman kahramani kesilmislerdi.

5000 sayfalik bir eser külliyati olan Risale-i Nur, asrimiz insaninin iman problemine ve her türlü tereddüt ve süphelere cevap vererek, Islâmi severek yasama sevki sunmaktadir. Biz bu eserlerden sadece Mesnevî-i Nuriye\'den, kisa seçmelerde bulunduk. Bu eserde \"ey aziz kardesim bil ki\" mânâsinda \"I\'lem eyyühe\'1-aziz\" hitabi yer almaktadir. Burada yer alan ögütler sadece bir bahçeden bir çiçek sayilabilir. Bu çiçegin, sizi bahçeye davet etmeye yetecegim saniyorum.



I\'lem eyyühe\'1-azîz!

Dünyanin lezzetleri, zevkleri ve zinetleri Halikimizi, Mâlikimizi ve Mevlamizi bilmedigimiz takdirde Cennet de olsa Cehennemdir. Evet, öyle gördüm ve öyle zevk ettim. Bilhassa sefkatin atesini söndürecek marifetullahtan baska bir sey var midir? Evet, marifetullah olduktan sonra dünya lezzetlerine istah olmadigi gibi Cennete bile istiyak geri kalir.

I\'lem eyyühe\'1-azîz!

Insan yasayis vaziyetince bir dagdan kopup sel içine düsen veya yüksek bir apartmandan düsüp yuvarlanan bir sahis gibidir. Evet, hayat apartmani yikiliyor. Ömür tayyaresi simsek gibi geçiyor. Zaman da sel dolaplarini sür\'atle çalistiriyor. Arz sefinesi (dünya gemisi) de sür\'atle giderken temerrü merre\'s-sehâb (bulutun geçmesi gibi geçiyor) âyetini okuyor. Sefine-i arz sür\'atle yüzerken dünyanin gayr-i mesru (helal olmayan) lezzetlerine uzatilan ellere zehirli dikenlerin batacagi düsünülsün. Binaenaleyh o zehirli dünya oklarina bakip el uzatma.

I\'lem eyyühe\'1-azîz!

Allah\'a abd ve hizmetkâr olana her sey hizmetkâr olur. Bu da her sey Allah\'in mülk ve mali oldugunu iman ve iz\'anla olur.

I\'lem eyyühe\'1-azîz!

Bu küre-i arz (dünya) misafirhanesi, insanlarin mülk ve mali degildir. Ancak insanlar amele gibi o misafirhanenin çesit çesit islerinde ve tezyinatinda çalisirlar.

I\'lem eyyühe\'1-azîz!

Dünyada sana ait çok emirler var. Ama ne mahiyetinden ve ne âkibetlerinden haberin olmuyor. Biri cesettir. Evet, cesedin genç iken lâtif, zarif ve güzel gül çiçegine benzerse de ihtiyarliginda kuru ve uyusmus kis çiçegine benzer ve tahavvül eder.

Biri de hayat ve hayvanattir. Bunun da sonu ölüm ve zevaldir.

Biri de insaniyettir. Bu ise zeval ve beka arasinda mütereddiddir. Dâim-i Bakînin zikri ile muhafazasi lâzimdir.

Biri de ömür ve yasayistir. Bunun da hududu tayin edilmistir. Ne ileri ve ne de geri bir adim atilamaz. Bunun için elem çekme, mahzun olma. Tahammülünden âciz, takatinden hariç oldugun tûl-u emel yükünü yüklenme.

Biri de vücuttur. Vücut zaten senin mülkün degildir. Onun maliki ancak Mâlikü\'l-Mülktür. Ve senden daha ziyade senin vücuduna sefkatlidir. Binaenaleyh Mâlik-i Hakikinin daire-i emrinden hariç o vücuda karistigin zaman zarar vermis olursun. Ümitsizligi intaç eden hirs gibi...

Biri de belâ ve musibetlerdir. Bunlar zaildir, devamlari yoktur. Zevalleri düsünülürse zitlari zihne gelir, lezzet verir.

Biri de sen burada misafirsin. Ve buradan da diger bir yere gideceksin. Misafir olan kimse beraberce getiremedigi bir seye kalbini baglamaz. Bu menzilden ayrildigin gibi, bu sehirden de çikacaksin. Ve keza bu fani dünyadan da çikacaksin. Öyle ise aziz olarak çikmaya çalis, Vücudunu Mucidine feda et, Mukabilinde büyük bir fiyat alacaksin. Çünkü feda etmedigin takdirde ya bâd-i heva zail olur, gider, veya Onun mali oldugundan yine Ona rücu eder.

Biri de dünyanin lezzetleridir. Bu ise kismete baglidir. Talebinde kalaka düser. Ve sür\'at-i zevali itibariyle akli basinda olan onlari kalbine alip kiymet vermez.

Dünyanin akibeti ne olursa olsun lezâizi terk etmek evladir. Çünkü akibetin ya saadettir; saadet ise su fani lezâizin terkiyle olur. Veya sekavettir; ölüm ve idam intizarinda bulunan bir adam sehpanin tezyi ve süslendirilmesinden zevk ve lezzet alabilir mi?



I\'lem eyyühe\'1-azîz!

Dört sey için dünyayi kesben degil, kalben terk etmek lâzimdir.

1. Dünyanin ömrü kisa olup sür\'atle zeval ve guruba gider. Zevalin elemiyle visalin lezzeti zeval buluyor.

2. Dünyanin lezâizi zehirli bala benzer. Lezzeti nisbetinde elemi de vardir.

3. Seni intizar etmekte ve senin de sür\'atle ona dogru gitmekte oldugun kabir dünyanin zinetli, lezzetli seylerini hediye olarak kabul etmez. Çünkü dünya ehlince güzel addedilen sey orada çirkindir.

4. Düsmanlar ve haserât-i muzirra arasinda bir saat durmakla dost ve büyükler meclisinde senelerce durmak arasindaki muvazene, kabir ile dünya arasindaki ayni muvazenedir. Maahâzâ, Cenab-i Hak da bir saatlik lezzeti terk etmeye davet ediyor ki, senelerce dostlarinla beraber rahat edesin. Öyle ise kayitli ve kelepçeli olarak sevk edilmezden evvel Allah\'in dâvetine icabet et.



I\'lem eyyühe\'1-azîz!

Kabir, âlem-i âhirete açilmis bir kapidir. Arka ciheti rahmettir, ön ciheti ise azaptir. Bütün dost ve sevgililer o kapinin arka cihetinde duruyorlar. Senin de onlara iltihak zamanin gelmedi mi? Ve onlara gidip onlari ziyaret etmeye istiyakin yok mudur? Evet, vakit yaklasti, dünya kazuratindan temizlenmek üzere bir gusül lazimdir. Yoksa onlar istikraz ile istikrah edeceklerdir.

Eger, Imam-i Rabbani Ahmed-i Farukî bugün Hindistan\'da hayattadir diye ziyaretine bir davet vuku bulsa, bütün zahmetlere ve tehlikelere katlanarak ziyaretine gidecegim. Binaenaleyh, Incil\'de Ahmed, Tevrat\'ta Ahyed, Kur\'ân\'da Muhammed ismiyle müsemma iki cihanin günesi kabrin arka tarafinda milyonlarca Farukî Ahmedler ile muhat olarak sakindir. Onlarin ziyaretlerine gitmek için niye acele etmiyoruz? Geri kalmak hatadir.



I\'lem eyyühe\'1-azîz!

Su esasata dikkat etmek lazimdir:

1. Allah\'a abd olana her sey musahhardir. Olmayana her sey düsmandir.

2. Her sey kader ile takdir edilmistir. Kismetine razi ol ki, rahat edesin.

3. Mülk Allah\'indir. Sende emaneten duruyor. O emaneti ibka edip senin için muhafaza edecek. Sende kalirsa meccânen zail olur, gider.

4. Devam olmayan bir seyde lezzet yoktur. Sen zailsin. Dünya da zaildir. Halkin dünyasi da zaildir. Kâinatin su sekli hâziri da zaildir. Bunlar, saniye, dakika ve saat ve gün gibi birbirini takiben zevale gidiyorlar.

5. Âhirette seni kurtaracak bir eserin olmadigi takdirde fani dünyada biraktigin eserlere de kiymet verme.



I\'lem eyyühe\'1-azîz!

Akli basinda olan insan, ne dünya umurundan kazandigina mesrur ve ne de kaybettigi seye mahzun olmaz. Zira dünya durmuyor, gidiyor. Insan da beraber gidiyor. Sen de yolcusun. Bak, ihtiyarlik safagi, kulaklarin üstünde tulü etmistir. Basinin yarisindan fazlasi beyaz kefene sarilmis. Vücudunda

tavattun etmeye niyet eden hastaliklar, ölümün kesif kollaridir. Maahâzâ, ebedî ömrün önündedir. O ömrü bakide görecegin rahat ve lezzet ancak bu fani ömürde sa\'y ve çalismalarina baglidir. Senin o ömrü bakiden hiç haberin yok. Ölüm sekerâti uyandirmadan evvel uyan.



I\'lem eyyühe\'1-azîz!

Kur\'ân-i Kerim okunurken istimainda bulundugun zaman muhtelif sekillerde dinleyebilirsin.

1. Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselam nübüvvet kürsüsüne çikip nev\'i besere hitaben Kur\'an\'in âyetlerini teblig ederken, kiraatini kalben ve hayalen dinlemek için kulagini o zamana gönder. O femi mübarekinden çikar gibi dinlemis olursun.

2. Veya Cebrail Aleyhisselâm Hazret-i Muhammed\'e (a.s.m.) teblig ederken her iki Hazretin arasinda yapilan teblig tebellüg vaziyetini dinler gibi ol.

3. Veya kab-i kavseyn makaminda yetmis bin perde arasinda Mütekellimi Ezelînin Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselama olan tekellümünü dinler gibi hayalî bir vaziyete gir.

I\'lem eyyühe\'1-azîz!

Senin iktidarin kisa, bekan az, hayatin mahdut, ömrünün günleri madut ve her seyin fanidir. Öyle ise su kisa, fani ömrünü fani seylere sarfetme ki, fani olmasin. Baki seylere sarfet ki, baki kalsin.

I\'lem eyyühe\'1-azîz!

Ey nefis! Eger takva ve amel-i salih ile Halikini razi etti isen, halkin rizasini tahsile lüzum yoktur. O kâfidir. Eger halk da Allah\'in hesabina riza ve muhabbet gösterirlerse iyidir. Sayet onlarinki dünya hesabina olursa kiymeti yoktur. Çünkü onlar da senin gibi âciz kullardir. Maahâzâ ikinci sikki takip etmekte sirk-i hafî oldugu gibi, tahsili de mümkün degildir. Evet, bir maslahat için sultana müracaat eden adam sultani irzâ etmisse o is görülür. Etmemisse halkin iltimasiyla çok zahmet olur. Maamafih, yine sultanin izni lazimdir. Izni de rizasina mütevakkiftir.

I\'lem eyyühe\'1-azîz!

Basar masnuati görüp de basiret Sânii görmezse çok garip ve pek çirkin düser. Çünkü o halde Saniin manen, kalben görünmemesi ya basiretin fikdanindandir veya kalb gözünün kör olmasindandir. Veya pek dar oldugundan meseleyi azametiyle kavramadigindandir.

I\'lem eyyühe\'1-azîz!

Senin önünde çok korkunç büyük meseleler vardir ki, insani ihtiyata, ihtimama mecbur eder.

Birisi: Ölümdür ki, insani dünyadan ve bütün sevgililerinden ayiran bir ayrilmaktir.

2. Dehsetli, korkulu ebed memleketine yolculuktur.

3. Ömür az, sefer uzun, yol tedariki yok, kuvvet ve kudret yok, aczi mutlak gibi elîm elemlere maruz kalmaktir. Öyle ise bu gaflet ve nisyan nedir? Devekusu gibi basini nisyan kumuna sokar, gözüne gaflet gözlügünü takarsin ki, Allah seni görmesin. Veya sen Onu görmeyesin. Ne vakte kadar zâilâti fâniyeye ihtimam ve bâkiyâti dâimeden tegafül edeceksin?



I\'lem eyyühe\'1-azîz!

Bizler uzun bir seferdeyiz. Buradan kabre, kabirden hasre, hasirden ebed memleketine gitmek üzereyiz. O yollarda zulümati dagitacak bir nur ve bir erzak lazimdir. Güvendigimiz akil ve ilimden ümit yok. Ancak Kur\'ân\'in günesinden, Rahmanin hazinesinden tedarik edilebilir.



I\'lem eyyühe\'1-azîz!

Insan bir yolcudur. Sabavetten gençlige, gençlikten ihtiyarliga, ihtiyarliktan kabre, kabirden hasre, hasirden ebede kadar yolculugu devam eder. Her iki hayatin levâzimati Mâlikü\'1-Mülk tarafindan verilmistir. Fakat o levâzimati cehlinden dolayi tamamen bu hayati dünyeviyeye sarfediyor. Halbuki o levâzimattan lâakal onda biri dünyevî hayata, dokuzu hayati bakiyeye sarfetmek gerektir.

Ey insan! Rahm-i maderde iken, tifl iken, ihtiyar ve iktidardan mahrum bir vaziyette iken, seni pek leziz riziklar ile besleyen Allah, sen hayatta kaldikça o rizki verecektir. Baksana! Her bahar mevsiminde sath-i arzda yaratilan enva-i erzaki kim yaratiyor ve kimler için yaratiyor? Senin agzina götürüp sokacak degil ya! Yahu, eglencelere, bahçelere gidip dallarda sallanan o güleç yüzlü leziz meyveleri koparip yemek zahmet midir? Allah insaf versin.



I\'lem eyyühe\'1-azîz!

Ücret alindigi zaman veya mükâfat tevzi edildigi vakit, rekabet, kiskançlik mikrobu oynamaya baslar. Fakat is zamaninda, hizmet vaktinde o mikrobun haberi olmuyor. Hatta tembel adam çaliskani sever, zayif olan kaviyi takdir ve tahsin eder. Fakat çalismasini ister ki, is hafif olsun, zahmetten kurtulsun.

I\'lem eyyühe\'1-azîz!

Insanin Cenab-i Haktan hiçbir hakki talep etmeye hakki yoktur. Bilâkis dâima sükretmeye medyundur. Çünkü, mülk Onundur, insan Onun memluküdür.

I\'lem eyyühe\'1-azîz!



Mahlukatin en zâlimi insandir. Insan kendi nefsine olan siddet-i muhabbetten dolayi kendisine hizmet ve menfaati olan seyleri sever, hem kiymet verir. Semeresinden istifade gördügü seylere abd ve köle olur. Aksi halde ne sever ve ne kiymet verir.

I\'lem eyyühe\'1-azîz!

Yarin seni zillet ve rezaletlere maruz birakmakla terk edecek olan dünyanin sefahetlerini bugün kemal-i izzet ve serefle terk edersen pek aziz ve yüksek olursun. Çünkü o seni terk etmeden evvel sen onu terk edersen, hayrini alir, serrinden kurtulursun. Fakat vaziyet makuse olursa, kaziyye de makuse olur.

I\'lem eyyühe\'1-azîz!

Ey nefs-i emmâre! Katiyen bil ki, senin hususi, ama pek genis bir dünyan vardir ki, amal, ümit, taallukat, ihtiyacat üzerine bina edilmistir. En büyük temel tasi ve tek diregi senin vücudun ve senin hayatindir. Halbuki o direk kurtludur. O temel tasi da çürüktür. Hülâsa, esastan fasit ve zayiftir. Dâima harap olmaya hazirdir.

Evet, bu cisim ebedî degil, demirden degil, tastan degil. Ancak et ve kemikten ibaret bir seydir. Ani olarak seni basina yikiliyor, altinda kaliyorsun. Bak, zaman-i mazi senin gibi geçmis olanlara genis bir kabir oldugu gibi, istikbal zamani da genis bir mezaristan olacaktir. Bugün sen iki kabir arasindasin, artik sen bilirsin.

Arkadas! Bildigimiz, gördügümüz dünya bir iken, insanlar adedince dünyalari hâvidir. Çünkü, her insanin tam manâsiyla hayalî bir dünyasi vardir. Fakat öldügü zaman dünyasi yikilir, kiyameti kopar.



I\'lem eyyühe\'1-azîz!

Bu dünya ebedi kalmak için yaratilmis bir menzil degildir. Ancak Cenab-i Hakkin ebedî ve sermedi olan dârüsselâm menziline davetlisi olan mahlukatin içtimalari için bir han ve bir bekleme salonudur.

Ey arkadas! Insan basibos, serseri, sahipsiz bir hayvan degildir. Ancak onun da bütün harekât ve efali yaziliyor, tespit ediliyor. Ve amalinin neticeleri hifzediliyor ki, muhasebe-i kübrada ona göre derece alsin. Hülâsa, her güz mevsiminde yapilan tahribat, gelecek bahar mevsimlerinde gelen yeni misafirler için yer tedarik etmek ve bir nevi terhis ve izindir.

Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

4/11/2006 - Ey Oğul Öğütleri 14

Kategori: Dede Ruhlu

Kabusnâme'den Ögütler


Kabusnâme, 1082 yilinda Kûhistan sultani Iskender bin Kavus tarafindan Farsça olarak kaleme alinir. Muhatap, oglu Gilan Sahtir, fakat aradan dokuz yüz yil geçmis olmasina ragmen ögütler hâlen canliligini devam ettirir. Tarih boyu pek çok padisah, sultan ve devlet baskani tarafindan birçok dünya diline çevrilir, birçok edebî, tarihî ve ahlâkî eserlere kaynak teskil eder.

Eser, Osmanlilar zamaninda ilk defa Fatih Sultan Mehmed\'in babasi Sultan II. Murad\'in dikkatini çeker. Milletin deger hükümlerini alt üst eden fetret ve kargasa döneminden yeni çikilmistir. Edeb, ahlâk, emniyet ve nizamda yeniden yapilanmaya ihtiyaç vardir. Babasi Çelebi Mehmed\'in devlet otoritesini temininden sonra, kendisi de manevî sahada bir teskilatlanmayi üstlenmistir.

Kabusnâme, ahlâkî sahadaki egitim ve yapilanmayi temin eden eserleden biridir. Eserin mütercimi Mercimek Ahmed, birgün Padisahin elinde kitabi görür ve neden bahsettigini sorunca Padisah meseleyi söyle ifade eder:

\"Hos kitaptir, içinde çok faydali seyler ve ögütler vardir, ama Farsça dilincedir. Bir kisi Türkçeye tercüme etmis, ama anlasilir degil, açik söylememis; bundan dolayi hikâyesinden tat bulamayiz. Ama bir kimse olsa, bu kitabi açik ve anlasilir bir sekilde çevirse, tâ ki anlamindan gönüller haz ala.\"

Bunun üzerine Mercimek Ahmed, \"Emir buyurursaniz ben tercüme edeyim\" diye tercümeye talip olunca, \"Hemen tercüme eyle\" buyrugunu alir.

Mercimek Ahmed bin Ilyas sair, edip ve âlim bir kisidir. Tercümeye yeniden telif kadar emek verir ve 1432 tarihinde tamamlayarak üzerine düsen görevi bitirir.

Kabusname üzerinde Cumhuriyet döneminde bir hayli incelemeler yapilir. Eser eski Anadolu Türkçesiyle tercüme edildiginden Türkiye Türkçesine göre yeniden ele alinmasi gerekiyordu. Bu isi de Atilla Özkirimli üstlenir ve kitap \"Tercüman 1001 Temel Eser\" serisinin 36-37. kitabi olarak yayinlanir.

Biz ise, diger kitaplarda oldugu gibi, bu kitapta da seçmeler yaptik. Bazi konular devrin sartlan icabi o zamanin insanina hitap ettiginden kitaba almadik; sadece günümüz insanina dogrudan hitap eden ve yol gösteren bölümlere yer verdik. Kitap belli bir konu düzeni içinde islenmis olmasina ragmen, biz daha çok dinî, edebî, ahlâkî ve terbiyevî nasihat ve ögütlerle ilgili bölüm ve paragraflari seçtik.

Bu arada sadelestirmede her ne kadar bazi kelime ve terimler günümüz Türkçesine göre ifade edilmisse de, bunlarin daha rahat okunur ve anlasilir bir hale getirilmesine ihtiyaç vardi. Bu bakimdan mânâ bütünlügü mahfuz kalmak kaydiyla yer yer ifade tasarruflarinda bulunduk. Bu küçük derleme dahi kitabin tesir gücünü göstermesi açisindan yeterli olacaktir.



Bu ögütlere gönül kulagini açik tut

Ey ogul!

Bilmis ol ki, artik ben kocadim. Zayif ve aziksiz olarak yol agzina kadar geldim. Ölüm mektubunu elime sundular. O mektup, sakalin agarmasidir. Adamin sakali agardiginda Allah tarafindan bir ses gelir:

\"Ey kulum, hazirlan, bu dünyayi birakip öbür dünyaya geçeceksin...\"

Simdi ey cigerkösem! Ölmeden önce seni iyilik yoluna ve iyi kimselerin izine yönlendirmek istiyorum. Tecrübelerle elde ettigim birkaç ögüdü sana yadigâr olarak birakiyorum. Bu ögütlere uyarak hareket edersen, her muradina erersin ve iyi isim kazanirsin, zamanin elinden sille yemezsin. Çünkü baba sefkati, oglunun zamanin elinden azar yemesini istemez. Öyleyse sen de gönül kulagini bu ögütler için açik tut, sonra pisman olmayasin. Gerçi zamanimizda her ogul babasinin sözünü tutmuyor, ama insaallah kabul edersin.



Bütün tecrübelerimi bu kitapta topladim

Ey ogul!

Gençler kendi bilgilerini yaslilarin bilgisinden üstün görürler. Bu kanaatin yanlis oldugunu bildigim halde, sana yol göstermek için susarsam dogru olmaz. Bütün tecrübelerimi yazdim; ama az ve öz yazdim. Çünkü her seyin . azi ve özü faydalidir.

Insanlarin bir âdeti vardir, degerli bir mallari olursa, onu degerli birine vermek için saklarlar. Iste benim bu dünyadan elde ettiklerimin en degerlisi bu ögütlerdir ve en degerli kimsem de sensin. Iste son günlerimde, bu ögütleri sana veriyorum, insaallah sana faydasi dokunur.



Ögüt aklin süsüdür

Ey ogul!

Akilli ol ve kendi soyunun itibarini iyi gözet, tâ ki serefsizlerden olmayasin. Gerçi yüzüne ne zaman baksam akil ve hüner görürüm, ama ögüt aklin süsüdür, benim yapacagim onu sana hediye etmektir, muhafaza etmezsen, yine sen kaybedersin.

Sonra bilmis ol ki, benim ölümüm yakindir, benim ardimca senin de gelmen yakindir. Öyle çalis ki bu dünyada bir azik hazirlayasin, o yola da yaran olsun. Çünkü bu dünya öteki dünyanin ekinligidir. Kendini öyle ver ki, senin yerine baska biri ekmesin. Çünkü baskasinin ektiginden senin yararin olmayacak.



Ölümlü dünyayi ölümsüz dünya ile degistir

Ey ogul!

Bu ölümlü dünyayi ölümsüz dünya ile degistirmeye gayret et. Bu dünyada iyi kisiler aslan gibidir, kötü kisiler ise ite benzer. Çünkü it ne avlarsa, avini avladigi yerde yer; arslan ise avini kendi inine götürür, sonra yer. Bunun anlami sudur: It nefsinin esiridir, ne avlarsa burada yer, arslan akil sahibidir, burada ne avlarsa o âleme tutar, götürür.

Gayret et ki, avin iyilik olsun, öbür âlemde lâzim olur. Iyilikten murat, ibadettir. Kul için ibadetten daha iyi av yoktur. Çünkü ibadet yoluna girenler atese benzer. Atesi ne kadar alçak yerde yaksalar, alevi o derece yükselir. Ibadet yoluna varmayanlar da suya benzer, suyu ne kadar yukari akitlirlarsa akitsinlar, asagi düser. Ibadeti boynunun borcu bil, tâ ki alevin daima yükselsin.



Allah bes türlü ibadet buyurdu

Ey ogul!

Allah\'in emri geregince sükredersen, az olan sükrün çok yerine geçer. Nitekim Allah din içinde bes türlü ibadet buyurdu. Eger gece gündüz çalissan, acizlikten baska bir sey elde edemezdin, ama o ölçüyle bes türlü ibadet buyurdu. Onun ikisini zenginlere, kalanini da bütün halka verdi.

Bunlardan biri Allah\'in birligini ve Muhammed Mustafa\'nin (a.s.m.) peygamberligini dil ile söylemektir ve gönülle inanmaktir. Digeri bes vakitte namazdir, öbürü de yilda bir ay oruç tutmaktadir.

Sehadet sözü, batil seylerden Allah\'a siginmaktir. Namaz o kabullenisin hakikatini kullugunda kaim olmaktir. Oruç tutmak da, o kabullenisin ve kullugun hakikatini Allah\'a bildirmektir. Madem ki Allah\'a \"Kulunum\" dedin, öyleyse o kullukta saglam durmak gerek.

Namaz ve oruç Allah\'in has nimetidir, onlari has kullarina nasip kilmistir. Ikisini de yerine getirmekte kusur etme. Eger bu ikisinde kusur edersen avamdan olursun, seçkinlerden olmazsin.



Namaz kilan kiside büyüklenme olmaz

Ey ogul!

Sakin bu söylediklerim hakkinda gönlünden kötü düsünceler geçmesin. Yani \"Namaz kilmakta eksiklik olabilir\" deme. Din açisindan \'gözetmezsen, bari akil yoluyla bak, ne kadar faydali oldugunu gör.

Evvelâ, namaz kilanin bedeni ve elbisesi devamli temizdir. Namaz kilan kiside büyüklenme olmaz, çünkü namazin asli tevazudur. Sen kendini tevazua alistirirsan, bedenin de sana uyar, tevazu kazanir. Sen bu sekilde tevazuu gözetince, Allah makamini yüceltir.



Oruç tutmakta bagnaz olma

Ey ogul!

Oruç tutmak yilda bir ay olan bir ibadettir, yilda bir ay olan kullugu dahi eksiklikle geçiren gayet namert olur, akilli olan namert olmayi kendine reva görmez.

Oruç tutmakta bagnaz olma. Yani sehrin kadisi, hatibi ve bütün güvenilir kisileri ne zaman oruç tutarlarsa, sen de o zaman tut; onlar ne zaman yerse sen de ye, cahillere uyma. Bilmis ol ki, Yüce Allah\'in senin açligina, tokluguna ihtiyaci yoktur.

Orucun gayesi, kulun agzini Allah\'in mühürlemesidir. Bu mührü bütün bedenine vurmalisin. Yalniz agzina mühür vurunca, diline, gözüne, ayagina, etegine de vurmalisin ki oruç senden razi olsun.

Oruç tutmanin faydasi odur ki, sabahleyin yiyecegini bir yoksula veresin, tâ ki açlik zahmetini çekmenin sana faydasi dokunsun.



Sahsiyetini kendi gayretinle elde et

Ey ogul!

Sahsiyetini ananin babanin verdigi adla degil de, kendi gayretinle kazanmaya çalis. Çünkü anan ve baban sana bir ad verdi: Ya Ahmet, ya Mahmut, ya falan, ya da filan. Oysa senin kazandigin ad, ya bilgin, ya bilge, ya üstat, ya ögretici, ya da becerikli olacaktir.

Böyle olunca, öteki adin, babanin ve ananin yaninda makbul oldugunun alametidir, bu sonraki adlar da halk arasinda makbul oldugunun nisanidir.



Tatli dille konus

Ey ogul!

Tatli dille konusmayi aliskanlik haline getir. Nitekim demisler: \"Her kimin dili tatli olursa, dostlari çok olur.\"

Ne kadar tatli söylersen söyle, sözün yerini bilmedikçe söyleme. Çünkü yerinde söylenmeyen söz tatli ve güzel de olsa aci ve çirkin görünür.

Seni sikintiya sokacak sözü söyleme. Bu durumda susmak daha iyidir.

Halka güzel sözler söyle ki, güzel cevaplar isitesin.



Kimsenin üzüntüsüne sevinme

Ey ogul!

Kimsenin üzüntüsüne sevinme, böylece kimse de senin üzüntüne sevinmez. Senden asagi olanlara zulmetme, adalet göster, böylece sen de, senden büyük olanlardan zulüm görmezsin, adalet bulursun.



Çorak yere tohum ekme

Ey ogul!

Çorak yere tohum ekme ve agaç dikme, çünkü ürün vermez. Yani nankör kisiye iyilik etme. Çorak yerde tohum nasil bosa giderse, nankör kisiye yapilan iyilik de öyle bosa gider. Fakat iyiligi, lâyik olandan esirgeme.

Elinden iyilik etmek gelmezse, bari halki iyilige yönelt. Demislerdir ki, \"eddâllü ale\'l-hayri kefâilihî\", yani \"Bir kisi bir kisiyi hayra yönlendirirse, o hayri islemis gibi olur.\"



Yaptigin iyilikten pisman olma

Ey ogul!

Yaptigin iyilikten dolayi pisman olma ve kötülükten çok sakin. Çünkü iyiligin ve kötülügün karsiligi ölmeden sana erisir. Iyilik ettigin kisinin gönlü ne kadar rahat olursa, senin de gönlüne o kadar rahat erer. Bir kisiye kötülük edersen, o kisinin gönlüne ne kadar sikinti ererse, senin de gönlüne o kadar sikinti erer, belki tasasi ve agirligi sende daha çok olur.



Kendini halka iyi göstermeye çalis

Ey ogul!

Yüzünü degistirmeyesin, yani bugday gösterip arpa satma, yani halka kendini iyi gösterip gizlice yaramaz isler isleme, bu ikiyüzlülük nisanidir. Ikiyüzlülük nisanini vurunmamak için bütün gayretini göster.



Sevincini ve üzüntünü herkese söyleme

Ey ogul!

Insanin iki hâli vardir, hiç bir zaman bu iki halden birinden uzak degildir: Biri sevinçlilik, öteki üzüntülük. Sakin, ister üzüntülü, ister sevinçli ol, üzüntünü ve sevincini öyle birisine söyle ki, üzüldügün zaman o da seninle birlikte üzülsün, sevindigin zaman o da seninle birlikte sevinsin.



Iyilige ve kötülüge çabuk sevinme ve üzülme

Ey ogul!

Iyilige ve kötülüge çabuk sevinme ve üzülme, bu çocuklarin isidir. Olmayacak seyle kendinden geçme, yani olur olmaz sey için kendi durumunu degistirme. Çünkü akilli kisiler, olur olmaz sey için kendilerinden geçmezler ve degme yel ile deprenmezler.

Söz gelimi sana bir üzüntü geldi, sen sevinçliydin, hemen üzüldün. Akilli kisiler bu hâli hos görmezler. Sana gelen sevinç hâli için hemen sevinme, çünkü elbette onun üzüntüsü vardir; her üzüntü için de hemen üzülme, çünkü sonunda sevinci vardir.



Ummadigin yerden umudunu kesme

Ey ogul!

Ummadigin bir yerden ne gelebilir diye umudunu kesme ve bir sey umdugun yerden de sakin umutlu olma. Çünkü kisiye gelirse, çogunlukla ummadigi yerden gelir, umdugundan degil.



Iyiye iyi de, kötüye kötü de

Ey ogul!

Hayatin müddetince hakki münkir olma. Yani bir kisi bir sey hakkinda iyi dese, o dedigi sey gerçekten de iyi olsa, sen ona kötüdür deme. Kötüdür derlerse, sen de kötü oldugunu biliyorsan; ona iyidir deme. Münkirlik böyle olur, ama iyiye iyi, kötüye kötü dersen hak tanir olursun. O halde haktanir olmak, hakki münkir olmaktan iyidir.



Ahmaklara cevap verme

Ey ogul!

Öfkelenenlerden olma. Eger bir kimse sana öfkelenip söylerse sen ona yavaslikla cevap ver. Ama ahmaklara susmaktan baska cevap verme. Nitekim derler: \"Cevabü\'l-ahmakl es-sükut,\" yani \"Ahmak kisiye verilecek cevap susmaktir.\"



Üzerinde emegi olanin emegini bosa çikarma

Ey ogul!

Üzerinde emegi olan bir kisinin emegini elden çikarma. Eger o emegin karsiligini ödemiyorsan bari nankör olma. Hele senin için emek çeken hasmin olursa... Ne kadar elinden gelirse, o kadar hasimlarina iyilik eyle.



Ne zaman haya varsa, iman da var

Ey cigerkösem!

Birkaç iyi is vardir, kisi onlari âdet edinip sürdürürse, hem insanlarin katinda, hem de Allah katinda itibar görür: Ilim, edep, tevazu, zâhitlik, dogruluk, sözde ve fiilde dini temiz tutma, namusluluk; halki incitmemek, halkin güçlügünü götürmek. Bunlarin hepsinin sermayesi hayadir. Nitekim Peygamberimiz buyurur: \"El-hayâü mi-ne\'1-iman\", \"Ne zaman haya varsa iman da var.\" Ne zaman iman var, o iyi islerin hepsi de olur.



Bilgisiz kisiyle birlikte oturma

Ey ogul!

Bilgisiz kisiyi, marifetsiz insani, insan yerine sayma, bilgisiz ve marifetsiz kisiyle arkadas olup birlikte oturma, hele kendini âlim sayan bilgisiz cahil ile... Bilgisizlikle ve cahille sohbet etme, iyi kisilerle sohbet et. Çünkü, iyilerin sohbeti yüzünden senin de adin iyi olur.

Görmez misin ki, sirlagan bir yagdir, asli susamdir, ne zaman gülle hemsohbet olur, artik ona susam yagi ya da sirlagan demezler, gül yagi derler, eger menekseyle hemsohbet olursa menekse yagidir derler.

O iyi adlilarin sohbetlerinin bereketi yüzünden, kirk gün onlarla düsüp kalkinca, susam ve sirlagan adi unutuldu, gül ve menekse adi anildi. Onun için Peygamberimiz buyurur: \"Her kim bir kavimle kirk gün düsüp kalkarsa onlardan olur.\"



Iyilerin iyiligini unutma

Ey ogul!

Iyilerin isini inkâr edici olma ve onlarin iyiligini unutma. Senden bir sey umana sitem edip \"Benden bir seyler umuyorsun\" diyerek basina kakma, çünkü senden umudu olana sitem etmek \"ben de umucuyum\" demek olur, böylesi himmetsizlik olur.

Ondan sonra iyi huyu ve iyi kisiligi meslek edin, yaramaz huylardan irak ol. Kimseye zararin ve azarin degmesin, zarar verici olmak iyi degildir, çünkü zarardan eksiklik dogar ve eksiklikten serefsizlik. Öyleyse halk içinde serefsiz olmak iyi degildir.



Cahilin övdügü isten sakin

Ey ogul!

Seni akilli kisiler övsün, cahil kisiler övmesin. Çünkü akillilar ileri gelenlerdir, cahiller ayak takimidir. Bu iki grup birbirinin zittidir. Akillinin bilgilice isini cahil begenmese gerek, cahilin bilgisizce isini akilli zaten hiç begenmez. Çünkü akilli olan kendi mizacina uygun olarak bilgilice

is görür, seni onun için begenir; cahil de kendi mizacina uygun olarak is görür, seni onun için över.

Cahilin övdügü isten sakinmak gerek, tâ ki akillilarin eglencesi olmayasin; çünkü siradan kisilerin katinda övülen insan, ileri gelenlere maskara olur.

Kimseyi incitme. Birisi seni incitse de sen onu incitme, büyüklügün nisani budur.

Tecrübeli, sefkatli dostlarin sana ögüt verirlerse, ögütlerine kulak ver. Ögüt veren böylesi dostlarin yanina yalniz olarak git ve ögütlerinden nasibini al. Çünkü faydali ögüt yalnizken verilir, halk arasinda ögüt kulaga girmez olur, hem de sitem gibi olur.



Kendi bildigine gitme

Ey ogul!

Bir konuda bilgin tam olsa da bilginle gururlanma. Ne zaman sana bir is düsse, iyice bilsen ki sen o isi basarabilirsin, buna güvenme, bir akilli kisiye danismadikça o ise baslama. Kendi görüsünü begenenlerden olma.

Bir bilene akil danismayi ayip sanma, \"Görüs benim görüsümdür, baskasi bana elverisli olani ne bilir\" deme, kendi bildigine gitme. Çünkü kendi görüsüyle is tutan kisi, sonra pisman olur. Öyleyse akilli yaslilarla ve sefkatli insanlarla istisare et, sonra o ise el at.



Doktor kendi kendini tedavi edemez

Ey ogul!

Bir gözle görmek iki gözle görmek gibi olmazsa, iki kisinin görüsü de bir kisinin görüsü gibi degildir. Bir doktor hastalansa kendi kendini tedavi edebilir mi?

Ne zaman hastaliginin arttigini görürse, tedavi olmak için hemen bir doktordan yardim ister. Bilgisi ve tecrübesi ne kadar fazla olsa da o sirada kendisine bir faydasi olmaz.

Ihtiyaci olan birisi senin yanina gelecek olsa, onun için çalis, çabala; emegini ondan esirgeme. Bu insan, düsmanin veya seni çekemeyen biri olsa da, farkli davranma. Ola ki o düsmanlik dostluga dönüse.



Sahsiyetli insanin yanina gelen olur

Ey ogul!

Iyi konusan ve söz anlayan kisiler sana gelecek olsalar, onlara hürmet et ve iyi davran. Çünkü onlarin sana gelmeleri seni agirladiklari içindir. Sen de onlan agirlarsan, bu kez sana gelmeye daha istekli olurlar. Ama sahsiyetsiz adamin yanina kimse gelmez.



Sözün dogrusunu söyle

Ey ogul!

Sözün dogrusunu söyle, sakin yalan söyleme, yalanci olma. Sözünün dogruluguyla taninmis biri olarak bilinmeye çalis. Eger mecbur olarak bir kez yalan söylesen de gerçege geçsin. O halde ne söylersen dogru söyle, yalan söyleme ve yalana benzeyen gerçegi de söyleme. Çünkü bir gerçek ki yalana benzer, o anda yalan olmus olur.



Uygunsuz söz söyleme

Ey ogul!

Sözü yerine uygun olarak söyle, uygunsuz söz söyleme. Çünkü begenilen sözün hem söyleyene yarari var, hem de isitenin canina can bagislar. Uygunsuz söz ise söyleyene zarar verir, isitenin de gönlüne hos gelmez.



Sözünün basina sonuna dikkat et

Ey ogul!

Sözünün basina ve sonuna dikkat et. Birisine bir sey söyleyecek olursan yüzüne karsi söyle, arkasindan konusma. Böylece sözü bilerek söyleyenlerden olursun. Çünkü lafini bilmeden konusan kisi, açik ve anlasilir konusan papagana benzer. Papagan sarfettigi sözden habersizdir. Papagan gibi olanlara, \"konusur, fakat konusmasini bilir\" demezler.

Öyleyse\" konusan ve konusmasini bilen odur ki, konustugu zaman kim olursa olsun ondan bir sey anlasin. Böyle olmayana insan demezler, çünkü böyleleri insan suretinde hayvandir.



Yeri degilse sözü harcama

Ey ogul!

Söz yüce bir seydir, sen de sözü yüce bil. Çünkü söz gökten gelmistir, onun için azizdir. Bu aziz sözün yerini bulunca bildiginden sakinma. Ve yeri degilse sözü harcama, tâ ki sözün zayif olmasin, aklina ve bilgine zarar gelmesin.

Yok yere, anlamsiz iddiada bulunma. Bir ilimden habersizsen, o ilimle ilgili iddiada bulunma. Diledigini o bilmedigin ilimle elde edemezsin, ama bildigin ilimle ne gerekse elde edersin.



Kendinden büyük söyleme

Ey ogul!

Bilmenin sana ne yaran, ne zarari olmayan sirri ögrenmeye heveslenme ve sirnni kimseye söyleme. Birkaç kisi bir yere toplanip otursa, orada biriyle fisildasma. Iyi dahi konussan halk kötüye yorar: \"Kim bilir ne bos söz ki fisiltiyla söylüyor\" der. Çünkü halkin birbirine olan kuskusu kötüdür, öyleyse sözü açik söyle, ama ne söylersen kendi degerince söyle, Kendinden büyük söyleme.



Önce düsün, sonra söyle

Ey ogul!

Birisinden isittigin sözü dinle, fakat o sözle çabuk hareket etme. Ne söylesen, önce düsün, sonra söyle, tâ ki o sözünden sonra pisman olmayasin, çünkü derhal söylemenin bir sekli var: Ya yarar, ya zarar. Ama düsünüp söylemek iki sekildir:

Birisi budur ki, o sözün zararliysa düsünmekle anlarsin, o zararli isten sakinirsin. Birisi de budur ki: yararlisini dogru bilirsin, çekinmeden o yararli seyi elde etmege gayret edersin.



Çok bilgili, az sözlü ol

Ey ogul!

Nerede olursan çok bilgili ve az sözlü ol. Demislerdir ki: Susmak ikinci sagliktir. Çünkü çok kisi sag yürürken sözü yüzünden hasta olur. Az söylemek ve öz söylemek akil nisanidir. Çok söylemek bilgisizlik nisanidir. Çünkü bir kisi ne kadar akilli ve kâmil olsa da, ne zaman çok sözlü olursa—sözleri hep yerinde olsa bile—ayak takimi arasinda adi beyinsiz olur. Eger cahil ve siradan biri de olsa, ne zaman susmustur ve konusmaz, siradan kisiler onu akilli ve hünerli kisilerden sayarlar.



Kendi kendini övme

Ey ogul!

Ne kadar temiz gönüllü, ne kadar iyi kalbli isen de kendini övücü olma, kisi kendine iyiyim diye sahitlik ederse sahitligi geçmez. Çünkü sahitligi kendin için yaparsan onu dinlemezler. Çalis ki, seni baskalari övsün. Kendi kendini övme.



Halkin sözünü isit, kabul et

Ey cigerkösem!

Gücün yettikçe söz dinlemekten ürkmemeye çalis. Çünkü halk söz dinlemekle söz ehli olur. Buna delil sudur: Bir çocuk dogunca yer altinda bir kubbede besleseler, süt emzirseler ve anasiyla dadisi yaninda hiç konusmasalar, o çocuk büyüdügü zaman dilsiz ve sagir olur. Ama orada iki çocuk olsa ve hiçbir söz isitmeseler, ikisi birbiriyle konusmakla bir dil olustururlar ve o dili de ancak ikisi bilir, baskalari bilmez. Öyleyse halkin sözünü isit ve kabul et. Özellikle geçmis beylerin ve bilgelerin sözlerini can kulagiyla dinlemek ve itimat etmek gerek.



Nusirevan\'dan altin ögütler

* Gece ve gündüzün birbiri ardinca gelip gittigini gören insan halden hale dönmesine üzülmesin. Yani sevinç gidip üzüntü gelirse, üzüntü gidip sevinç gelirse, önem vermesin.

* Becereksiz kisiyi dost tutunmasinlar, becereksiz kisi ne dostluga yarar, ne düsmanliga.

* Insan, bir isi bir defa yapip sonra pisman olmussa, bir daha o isi yapmasin.

* Dostlarina düsman olan birisine niçin dost densin?

* Kendini bilge sanan bilgisizden sakin.

* Kendi nefsine haksizlik etme, güç eyleme. Yani nefsine elinden gelmeyecek isler buyurma.

* Dogru söylemek acidir, ama sen dogru söyle.

* Düsmaninin sirrini bilmesini istemiyorsan, dostuna da sirrini söyleme.

* Büyüklere küçük gözüyle bakma, çünkü büyükleri küçük görmek büyük ziyan getirir.

* Degersiz kisileri ölmüs bil, onlari diri sayma.

* Beraberindeki kisilerden bir sey ummaktansa ölümü yeg gör.

* Himmetsiz kisinin ekmegini yemektense, aç ölmek daha iyidir.

* Kuskunun yolunu yüz yerden baglayacak olsan da, tecrübe etmedigin kisiye güvenme.

* Kendinden asagi hisimlarina muhtaç olmaktan büyük dert yoktur.

* Kisinin, bilmedigi seyi iddia edip basaramamasindan ve yalanci olmasindan büyük ayip yoktur.

* Elinden geldigi halde, kendisinden istenen bir isi bitirmeyen kisiden daha cimri kimse yoktur.

* Bir kisi senin aleyhinde bir söz söylese ve birisi de dostum diye o sözü sana yetistirse, sen bu dostunu ondan beter düsman bil. Çünkü o düsman, arkandan konusur, dostun ise yüzüne karsi söyler.

* Lüzumsuz yerlere göz dikmekten ve kulak vermekten daha büyük dert olmaz.

* Insan her seyi bilgisizlerin serrinden saklayabilir, ama bilgisini kendi serrinden saklayamaz.

* Halkin, senin iyiligini söylemesini istiyorsan, kimsenin kötülügünü söyleme.

* Dostlarinin az olmasini istemiyorsan kindar olma.

* Dünyada zahmet çekmemeyi, kolaylikla ömür sürmeyi istiyorsan, kendi isine bak, baskasinin isine karisma.

* Seni delilerden saymamalarini istiyorsan ele geçmeyecek bir seyi isteme.

* Daima alnin ak, yüzün pak olmak istiyorsan, utanmayi is edin.

* Aldanmamak istiyorsan, tecrübe edilmis isleri birakip tecrübe edilmemis olanlara yapisma.

* Mahcup olmak istemiyorsan, katkin olmayan yerden bir sey götürme.

* Perdenin yirtilmasini istemiyorsan, kimsenin perdesini yirtma.

* Arkandan gülünmesini istemiyorsan, elinin altindakileri iyi besle.

* Pismanliktan uzak olmayi istiyorsan gönül arzusunu is edinme.

* Zeki kisilerden olmayi istiyorsan kendini baska birinin aynasinda gör. Yani bir kisinin yasantisina bak, yaptigi is iyi midir, kötü müdür? Eger ondaki gibi sende de kötü bir is varsa, bilirsin ki bu isledigin is kötüdür ve iyi isi de kendinde görürsün. Böylece isinin iyisini kötüsünü göstermek için o kisi sana ayna olmus olur.

* Korkusuz olmayi istiyorsan, halkla kavga etme, onlari inciticilerden olma.

* Sana hürmet etmelerini istiyorsan baskalarinin hürmetini gözet.

* Halkin senin sözünle is görmesini istiyorsan, önce sen kendi sözünle is gör.

* Halk içinde herkesten büyük olmayi istiyorsan nimetini bol eyle, \"Tuzunun, ekmeginin hakki için\" diyenleri çok edin.

* Eger bütün gönüllerde yerinin olmasini istiyorsan, sözünü bütün gönüllere uyacak biçimde söyle.

* Kâmillerden olmak istiyorsan, kendine lâyik görmedigin bir isi baskasina da lâyik görme.

* Eger yüregine merhemle iyilestirilmesi mümkün olmayan bir yara vurulmasini istemiyorsan, cahillerle tartisma.

* Halkin iyisi olmayi istiyorsan varini halktan esirgeme.

* * *

Nusirevan-i Adil bu ögütleri ve sözleri armagan birakmistir.

Simdi ey cigerkösem!

Bu ögütleri hor görme, bu sözlerden hem hikmet, hem saltanat kokusu gelir. Çünkü bu sözler hem padisahlarin sözüdür, hem de bilgelerin sözüdür. Öyleyse yasliliginda basina bir is gelirse sikinti çekmemek için, bu sözleri gençlik aginda ögren. Çünkü yaslilar çok yasadiklari için çok tecrübe elde ederler, sikintili anlarda bu kâr olur.



Gençlikte Allah\'i unutma

Ey ogul!

Gerçi gençsin, ama yaslilar gibi akilli ve temkinli ol. Birdenbire gençligi birak demiyorum. Tembel gençlerden olma, neseli ol. Çünkü gençler neseli olursa hos olur.

\"Delilik çesit çesittir; bir çesidi de gençliktir.\" Ama cahil gençlerden olma. Belâ dedikleri sey cahillerden kopar. Ömrünün lezzetini de gençlik çaginda al, yaslilikta bu lezzeti bulamazsin, bulsan da faydasi olmaz.

Ne olursa olsun gençlikte Allah\'i unutma ve ölümden emin olma, çünkü ölüm gelince genç yasli demez. Öyleyse bilmis ol, her kim ki dogdu, ölecektir ve her kim ki cihana geldi, gidecektir.



Yaslilara çok hürmet et

Ey ogul!

Yaslilara çok hürmet et ve onlarla konusurken bos sözler söyleme, yani kolayina nasil gelirse, öyle konusma. Yaslilar bir söz söylerlerse hemen cevap verme. Ne kadar düsünürsen onlarin sözüne, \"Bundan iyi cevap olmaz. Cevabini yine siz buyurun, söyleyin\" diyesin ve susasin. Çünkü yaslilarin sözünün cevabi, onlari dinleyip susmaktir. Yoksa onlarin verecegi cevaptan utanilacak bir duruma düsersin.

Yaslilarin bilgi ve tecrübesi gençlerin bildiklerinden fazladir. Ama bu dedigim yaslilar sakallarini büyüklerin sohbetinde agartmis olsunlar, kolayca büyütmüs olmasinlar. Çünkü gelisigüzel yetismis yaslidan, büyüklerin sohbetini dinlemis toy gençlerin tecrübesi daha iyidir.



Gençligini gelisigüzel geçirme

Ey ogul!

Gençligini gelisigüzel geçirme, tâ ki yaslilikta bilgisiz kalmayasin. Gençlikte yaslilari taklit et, tâ ki yaslilikta gençlerden utanmayasin.

Ne zaman ki gençlik çagi geçip ihtiyarlik çagi gelse, artik gençlikteki dinçligi bekleme. Yani gençliginde oldugu gibi ter ü taze yürüyüp zevk bekleme. Çünkü yaslilar yigitlenip yeni yeni zevk ve sehvet pesinde olurlarsa, halk arasinda tez rezil olurlar. Öyleyse insan yerini yurdunu iyi bilsin. Yani gençlikte genç olsun, kocalikta gençlik evinden göçsün, yoksa hali, geminin üstüne saray yapan adama benzeyecektir.



Kisinin geçimi neredeyse evi orada olmali

Ey ogul!

Yaslandiginda bir yerde yerlesmeye çalis, çünkü yaslilikta yolculuk yapmak akillilarin isi degildir, hele yoksul olursa. Çünkü yaslilik bir düsman, yoksulluk baska bir düsman, bu iki düsmanla yola çikmak akillica bir is degildir. Ama eger mecburi olarak yola çikmak gerekirse, çaresiz olunca çik.

Eger Yüce Allah o yolculukta sana yardim ederse ve nimet eline girerse, evine dönmeyi arzu etme ki, bir evden ötürü yine yolculuk zahmetini çekmeyesin.

Çünkü kisinin geçimi nerede iyiyse evinin orada olmasi uygundur. \"Orada dogdum, orada yaslandim\" demek olmaz, gerçi \"vatan ikinci anadir\" derler, çünkü anasini sevmek nasil imandan ise \"vatanim sevmek imandandir\" dediler; \"içinde aç, müflis oturmak imandandir\" demediler.

Öyleyse isin nerede gelismisse orayi vatan edin. Çünkü demislerdir ki: \"Kazanci nerede ise o yerde olmak saadet belirtisidir.\" Bahtsizlarin belirtisi odur ki, aç ve dinç otursun, kitlik çeksin, bu vatanimdir, terk etmem desin. Bu eblehliktir. Görmez misin, Resulullah (a.s.m.) Mekke\'de dogdu, ama teblig görevini Medine\'de daha rahat yaptigi için artik Medine\'den ayrilmadi.

Sen de yararli bir yer bulunca oradan ayrilmamaya çalis, orada ayak direyesin. Sakin filan yerde fayda daha çoktur, deyip basibos varmayasin, burada olan zarari orada kötü kilarsin ve orada daha zararli olursun. Çünkü demislerdir ki: Iyi bir yeri birakip daha iyisini bulayim deme, bu hayal ile onu bulamazsin ve olani da elden çikarirsin.



Ömrünü düzensiz geçirme

Ey cigerkösem!

Eger dosta ve düsmana iyi görünmek istiyorsan ömrünü düzensiz geçirme. Ömrünü bos yere geçirirsen, avamdan sayilirsin. Öyleyse kendi isinin düzenini iyi koru.



Sakada ölçülü ol

Ey ogul!

Kimseyle sakalasma. Demisler ki, \"Saka etmek serrin kilavuzudur, ne ederse eder, savas sakadan kopar\" derler. Ama iyi sakalar yaparsan yap, iyi saka yapmak ne ayiptir, ne de günahtir. Saka yapmak iyidir, ama saçma sapan saka yapma, yaparsan da senden asagi kisilerle yapma, tâ ki itibarin eksilmesin.

Eger sakayi terk edemiyorsan bari kendi akraninla yap, tâ ki onlarin sözü sana agir gelmesin. Ama bayagi sakayi yapmamak daha iyidir, yaparsan temiz sakalari yap. Gerçi halk arasinda saka herzesiz olmaz, ama sakayi temiz yapmak için çalismak gerek.

Bayagi saka insanin bütün hünerini hor eyler, çünkü kisi ne kadar agir basli ve hünerli olursa olsun, bayagi mizahla ugrasirsa, hafif ve itibarsiz olur. Çünkü sen ne söylersen, ister istemez cevabini isitirsin. Sen baskasina ne yüklersen, sana da o kadar yük gelir.



Mali saklamak kazanmaktan güçtür

Ey ogul!

Mal elde etmekte gafil olma, nereden toplarsan topla, yalniz helâlden saglanmis olsun, tehlikeli yerden elde etmemeye çalis. Ne kazanirsan dogru ve uygun yerden kazanmaya çalis, tâ ki oradan kazandigin sana sinsin.

Sana kazanç geldigini gördügünde, o kazanci telef etme, dagitma; yani olur olmaz yere harcama. Mali saklamak kazanmaktan daha güçtür. Çünkü parayi çok kisi kazanir, ancak saklamadigi için yine de cimrilikten kurtulamaz.

Çalis, dünyaliktan biriktirdigin olsun. Eger bir gün ihtiyacin olursa, toplayip biriktirdiginle istedigini satin alirsin. Sonra tez çalis ki, o aldigin kadar toplayasin ve yine yerine koyasin. Eger hep keseden yersen, aldiginca yerine koymazsan, Karun mali olsa da çabucak heba olur.



Zenginlige gönül baglama

Ey ogul!

Gönlünü bir seye büs bütün baglama. Eger o gönül bagladigin sey ansizin elinden giderse üzülmezsin. Yani zenginlige büs bütün \"Bana kalsin\" diye gönül baglama. Eger basina yoksulluk gelirse, üzülüp gönlün daralmasin. Eger malin çok olursa, birgün yoksul olacagini düsün, o mali ihtiyatla harca, ölçüyle nafaka edin.

Çünkü ölçüyle harcayinca mal ne kadar az olsa da sonunda bir sey kalir, ama ölçüsüz harcayinca mal ne kadar çok olursa olsun sonunda hiçbir sey kalmaz. Demislerdir ki: \"Zahmetle saklamak zahmetle istemekten iyidir.\" Meselâ eline degeri az olan bir sey geçti, \"Bundan ne olur?\" deme, onu saklamaya çalis. Çünkü degeri az olan seyi saklayamayan çok degerlisini de saklayamaz.



Tembellikten uzak dur

Ey ogul!

Hangi isi yaparsan tembel davranma. Tembellikten utan, tembellik bahtsizligin basidir. Her ise emek ver. Emek verilen isin sonu tembellikten iyi olur. Çünkü emek vermekle elde edilen ne kadar çok olursa, tembellikte de o kadar eksilir. Yazik degil mi, bir anlik emek yüzünden elde edilecek seyi tembellik yüzünden yitiresin.

Öyleyse geri durmak akillica bir is degildir; yoksa muhtaç olarak yasarsin. Bilmis ol ki, muhtaç olduktan sonra, \"Ah n\'olaydi emek çekseydim, tembellik etmeseydim, simdi lâzim olan seyi elde etseydim\" deyip pisman olmanin yarari olmayacaktir.



Harcamani gelirine göre yap

Ey ogul!

Çalis ki emeginin neticesini yine sen yiyesin, tâ ki emegin bosa gitmesin. Sende degerli bir sey varsa ve birisi o sevdigin seyi senden isterse, eger lâyiksa ondan esirgeme. Çünkü ne olursa olsun, kisi mezarina bir sey alip gitmez.

Akilliysan harcamani gelirine göre yap, tâ ki yoksulluk atesi sana yol bulamasin. Elinde olanla yetin, çünkü kanaat ikinci zenginliktir. Sakin açgözlü olma. Çünkü sana yük olacak sey nerede olsa yetisir.



Israfin sonu yoksulluktur

Ey ogul!

Israf etme. Israf etmeyi mübarek bilme, kötü bil. Çünkü israf Allah\'in sevmedigi seydir. Allah\'in sevmedigi sey kullar için ugursuzdur. Nitekim Allah buyurur: \"Israf etmeyin, muhakkak Allah müsrifi sevmez.

Madem ki Allah müsrifi sevmiyor, sen de israfi ve müsrifi sevme. Her felaket bir sebepten dolayi gelir. Yoksulluk da bir felakettir ve onun sebebi israftir, Israfin fakirlikten baska sonucu yoktur.

Insanin kendi ihtiyaci için harcadigi sey israf degildir. Israf, gereksiz yerlere harcanan seydir; ne dünyasina, ne de ahiretine yaramayan seydir.

Sözde, sohbette, yemekte, içmekte ve her bir iste israf iyi degildir. Çünkü israf, teni eritir, nefsi incitir, cani daraltir ve diri insani öldürür.

Bu söze delil olarak, görmez misin ki çeragin yasamasi yagladir, ama ölçüyle oldugu zaman. Israf ederlerse, yani yagi fitilin üstüne çikacak kadar koyarlarsa, alev hemen fitile bogulur ve çerag söner. Yag ölçülü olunca çeragin hayatina yani yanmasina sebepti, israf edip ölçüsüz yag yakmak çeragin ölümüne yani sönmesine sebep oldu.

Bundan anlasiliyor ki, çeragin hayati, yagdan degildir, itidaldendir; yani fitilin üstüne çikmayan yagdandir. Iste bunun için Yüce Allah, israfi düsman olarak bildirmistir. Bilginler de israfi begenmezler. Çünkü israfin sonu zarardir ve yoksulluktur.

Devamli israf ederek rizkinin kapisini üstüne kapama. Gücün yettigince kendini hos tut, kendi isin için gerekli harcamadan kaçinma. Bir sey senin için ne kadar aziz olsa da, kendi canindan daha aziz olmasin. Kisacasi, elde ettigim ölçüyle harcamaya çalis.



Rahat zahmettedir

Ey ogul!

Dünyada iki sey vardir: Halk birinden kaçar, öbürünü sever. Bu dedigimin biri zahmettir, digeri rahatliktir. Ama ikisi de insana gereklidir. Çünkü zahmet çeken rahata erer, rahat yasayan zahmete ermedikçe olmaz.

Bugünkü zahmet yarinin rahatidir, yarinki rahatlik da önceki günün zahmetidir. Ne elde edersen, ikisini harca, ikisini sakla. Yani bir akçe dört dâniktir, yarisini harca, yarasini da sakla. Ne kadar ihtiyacin olursa olsun bundan fazlasini harcama, o yarim akçe birikir, bir zaruret aninda gerek olur.

Iste o her gün artani biriktir ve küçük bir ihtiyaç için ona dokunma, onu unut, bir mirasyedi harcasin, yani biriktirince böyle biriktirmek gerekir. Eger yaslanmadan ölürsen \"Hayirli kisiydi, mirasçisina bu kadar miras birakti\" desinler. Yaslanirsan zaten isten güçten kalirsin, o zaman bu biriktirdigin sana destek olur.



Borcun gecikmesi, dostu düsman eder

Ey ogul!

Borç edinme, bir seyini rehine koyma, faizle para alma. Buna benzer islerden dolayi halk içinde hor ve itibarsiz görülürsün. Öyleyse bu isleri kendine büyük günah bilmelisin.

Bir dostuna ödünç vermissen, artik ona \"malimdir\" deme, o parayi o dosta bagisladin farzet. O dostun kendiliginden vermedikçe isteme, tâ ki gecikmesi sebebiyle dostluk bozulup kesilmesin. Çünkü borcun gecikmesi, dostu çabuk düsman eder, ama düsmani dost etmek güçtür. Düsmani ve dostu bilmemek çocuklarin isidir. Dostu düsmandan ayirmak ve akillica davranmak güngörmüs yaslilarin isidir.

Elinde olandan hak\" edenlere hayir etmeyi esirgeme. Kimsenin malina tamah etme, tâ ki halkin gözünde büyüyesin. Kendi malini kendin, elin malini da elin bil.



Tok yere yemin etme, aldanma ve aldatma

Ey ogul!

Dogru için olsa bile yemin edici olmamaya çalis. Halk içinde çok yemin edici olarak taninma. Tâ ki mecbur kalip da yemin edersen yeminine inansinlar.

Her ne kadar zengin olsan da güvenilir, dogru sözlü ve iyi isim yapmis olmazsan kendini yoksul bil. Çünkü yalan söyleyenlerin ve kötü isim yapmis olanlarin sonu yoksulluktur.

Kimseyi aldatmamaya çalis ve sakin aldanma, hele alis ve veriste. Çünkü insan alis veriste çabuk aldanilir.



Sabirli ol, aceleci olma

Ey ogul!

Bütün islerde sabirli ol, aceleci olma. \"Sabretmek ikinci akilliliktir\" demisler. Yani bir kisinin ne kadar akli olursa ve bir isini sabirla islerse, akli o kadar çok olur.

Her iste kendi isinden habersiz olma, gafillik ikinci ahmakliktir. Yani gafil olan kisi ne kadar akilsizsa, ahmakligi ve akilsizligi bir o kadar daha artar. Sonra her iste bezgin olma, bezginlik ikinci cahilliktir. Eger sana is ve güç kapansa, tezce isini açmaya çalis, isin düzelmeye yüz tutuncaya kadar sabret, çünkü hiç bir is aceleyle iyi olmaz.



Komsularina iyi davran

Ey ogul!

Eger ev almak istersen öyle bir yerde satin al ki, o mahallenin halki iyi kisiler olsun. Sonra sehrin ortasinda ev al, ücra yerde alma. Önce komsusunu gör sonra evini al, \"Önce komsu, sonra ev\" demislerdir.

Evi alinca komsuna çok hürmet et. Mahalle halkiyla iyi geçin, hastalarini sor, ölüsü olana bassagligi dile, cenaze merasimine katil. Komsunu sevinilecek bir isi olursa sen de birlikte sevin, eger üzülecek bir isi varsa sen de birlikte üzül.

Imkânin ölçüsünde komsuna hediye ver, yiyecek giyecek gibi... Çünkü sen komsularinla iyi geçinecek olursan, o mahallenin ileri gelenlerinden olursun. Komsunun çocugunu görünce sev, oksa, mahallenin yaslilarini agirla ve hürmet et.



Kusursuz dost arama

Ey ogul!

Dostsuz olma. Her kim dostlarinin isiyle ilgilenirse, dostlari da onun isiyle ilgilenirler. Eger o ilgilenmezse dostlar da ilgilenmezler. Öyleyse dostunun isini düsünüp ilgilenmeyen kisiye hiç kimse dost olmaz. Her an bir dost edinmeyi âdet haline getir, tâ ki dostlarin çok olsun. Çünkü çok dost arasinda kisinin birçok ayiplari örtülür ve çok hüneri açilir. Bundan dolayi kisinin dostunun çok olmasi gerekir. Ama yeni dost tutunca eski dostlarindan da yüzünü çevirme.

Dostlarinin dostlarini da düsün, onlar da senin dostlarindir. Düsmanlarinla dost olan dosttan da çekin. Ayrica dostuna düsman olan dosttan da sakin. Önüne kim gelirse sebepsiz yere seni sikâyet eden dostlardan uzak dur. Böyle kisiden dostluk bekleme ve dünyada hiç kimseyi ayipsiz sanma.

Iyilerle kötüleri birbirinden ayird et. Iyilerle gönülden dost ol, kötülerle dil ucuyla dostlugun olsun. Çünkü kisinin daima iyilere isi düsmez. Eger bir kötü kisiye isin düserse dostlugun sebebiyle elde edersin. Öyleyse kötülerle de dostluk et.



Düsmanin güleryüzüne aldanma

Ey ogul!

Kimseye düsman olmamaya çalis. Eger bir kimse sana düsman olursa korkma ve önem verme. Çünkü, \"düsmani olmayan kisi, düsmanin eglencesi olur\" demislerdir. Gizli ve açik, düsmanin isinden habersiz olma. Çünkü o daima kötü tasarilarla seni aldatma hesaplan pesindedir. Sen de bir an bile oun kötü oyunlarindan kendini güvende sanmayasin.

Düsmaninin tasarladigi oyunlari her an sora dur, tâ ki düsmanin belâsina ve âfetlerine ugramayasin. Sonra, firsat düsmedikçe düsmanligini belli etme ve düsmanina karsi ne kadar büyüklük taslarsan tasla, kendini düsmana büyük göster. Ne kadar düsmüs olsan da ona durumunu alçak gösterme.

Düsmaninin güleryüz göstermesine, tatli sözüne aldanip gönül baglama ve inanma. Eger düsman sana seker gösterse, sen onu aci bir sey san. Düsmanin ne kadar küçük olsa da, onu hor görme.

Bir düsmanin senden aman dilerse, ne kadar düsmanin olsa da ve sana ne kadar eziyet etmisse de sen ona aman ver ve düsmanin aman dilemesini çok büyük bir nimet yerine say. Çünkü düsmanin yenilmesi, kaçmasi ve ölmesi nasilsa, aman dilemesi de öyledir. Düsmanini güçsüz gördügünde birden emin olup oturma, onu arada sirada gözetleyedur.



Ikiyüzlü insanlardan uzak ol

Ey ogul!

Önce isi yapmaya; sonra yaptigini söylemeye gayret et. Baskasinin sana dil uzatmasini istemiyorsan, sen de kimseye dil uzatma.

Asla ikiyüzlülük etme ve ikiyüzlü insanlardan uzak ol. Yedi basli ejderhadan korkma, ama \"evet\" deyiciden kork. Çünkü onun söz götürüp getirmekten bir anda yirttigini sen bir yilda dikemezsin.

Birisi senin bir ayibini yakarlasa, o ayibi hemen kendinden uzaklastir.

Kendini itibarli bir yere geçirme, tâ ki o yerden uluorta asagi inmeyesin.



Özür dilememek için hatâ yapma

Ey ogul!

Olur olmaz her suç için kimseyi cezalandirmayi düsünme. Eger birisi bir suç islerse, büyüklük göster ve ondan özür dilemesini iste. Çünkü o suçlu Âdem ogludur, âlemde suçu önce Âdem atamiz isledi.

Küçük bir suç için kimseyi suçlama, tâ ki seni de baskalari yok yere suçlamasinlar. Yani \"keske böyle yapmasaydi\" diye suçlamasinlar.

Yok yere öfkelenme, Kizginligini yutmayi aliskanlik haline getir.

Birisi senin yaninda hata yapsa, sonra da dönüp af dilese, o hatayi bagislamayi boynunun borcu bil. Çok büyük bir suç olsa da affetmek güzeldir. Her islenen hataya ceza verecek olsan büyüklügün nerede kalir?

Sonra özür dilememek için hatâ yapmamaya çalis. Birisine karsi aniden hata islersen özür dilemekten utanma.

Senden de suçlular af isterse sen de bagisla, dileklerini kabul et.



Cömert kimselerden bir sey iste

Ey ogul!

Eger birisinden bir sey istemeyi düsünürsen, önce onu dene, gör; o kisi cömert midir, yoksa cimri midir? Cömertse ihtiyacini dile getir, ama dilek vaktini de gözet. Yani o kisinin gönlü dar veya aç oldugu vakit dilegini dileme ki umdugundan mahrum kalmayasin. Sonra dilersen mümkün olani dile, ele geçmesi mümkün olmayan seyi dileme, tâ ki elde edebilesin.

Bir istekte bulunmaya gittigin vakit önce iyi sözler tasarla ve hos bir edep ve usûlle ortaya uygun bir söz at, sonra buna uygun bir davranisla sözü maksadina getir ve hacetini dile. Söyledigin sözlerle ona lütuf göster, \"Hacet vaktinde lütuf göstermek ikinci aracidir\" demisler, yani lütuf, sözü geçen kisi gibidir. Lütuf göstermenin, ona en yakininin söylemesi kadar yardimi vardir.

Öyleyse bir dilekte bulundugun kimsenin katinda kendini bir aciz kul yerinde görmelisin, \"insan iyilige kuldur.\" Biz Allah\'a, her an Onun dergâhina ihtiyacimiz oldugu için kulluk ederiz. Eger muhtaç olmasaydi, hiç kimse Allah\'a yüzünü ve yönünü döndürmezdi.

Dilek diledin ve dilegin kabul edildi, verdiler, o kisiye tesekkürünü yerine getir, onu hosnut et. Böylece dilegin artarak devam eder. Nitekim Allah buyurur: \"Sükür nimet çokluguna sebep olur.\" Allah, sükreden kullarini sever.

Hem, önceki dilek kabul olunca tesekkür etmek, ikinci dilegin kabul olunmasinin da umududur. Birisinden bir dilekte bulundun, fakat dilegin kabul edilmedi; bunu da kendi talihinden bil. Varip o kisiyi halka sikâyet etme, \"Hacetimi bitirmedi\" deme. Çünkü o senin halka sikâyet etmene önem verseydi, hacetini bitirirdi.



Gönlünde ilim sevgisini saglamlastir

Ey ogul!

Bütün ilimlerin içinde din ilminden büyük ilim yoktur. Din, kökü birlik olan bir agaçtir, dallari seriattir ve bunlari birbirinden ayiran dünya menfaatidir.

Gücün yettigi kadar din ilmine çalis, din ilmini bilenlerin etrafinda dolas, tâ ki hem dünyayi elde edesin, hem de âhireti ele geçiresin. Allah nasip ederse önce din ilmine yapis, çünkü o gövdedir, kalani daldir. Gövdesiz dal istemek sapiklik nisanidir.

Eger bu dedigim islerden ilmi istersen kanaatkar ol, yani helâli ve harami seçici ol, açgözlü olma. Gönlünde ilim sevgisini saglamlastir, dünya sevgisini gider. Söyle ki: Ilme dost olmalisin, dünyaya düsman. Cefaya ve zahmete dayanikli ol. Gece uyumayi ve erken uyanmayi huy edin.



Yanindan kitap eksik olmasin

Ey ogul!

Yazmaya ve okumaya karsi çok hirsli ol, yani yazmaktan ve okumaktan baska hiçbir seye istegin olmasin. Gayet alçakgönüllü ol, burnu büyük olma. Okumaktan üsenme, ne okursan ezberle ve ezberini tekrarla.

Âlimleri sev ve daima ilim ehline yakinlas, onlarin katinda saygili ol, edepsiz olma. Ilim ögrenmekte hirsli ol, unutkan olma. Ama hocana ve her iyilik gördügüne karsi haktanir ol. Yanindan kitap, kalem eksik olmasin. Gönlün bunlardan baska seylerle ugrasmasin.



Uzak fikirli ve ince bakisli ol

Ey ogul!

Ne isitirsen aklindan tutmaya çalis. Sözü az söyle, ileri görüslü ve ince fikirli ve kusursuz ol, kusurluluga razi olma. Çünkü bir ilim talibi bu dedigim gibi olursa, çok süre geçmeden benzeri bulunmayan bir âlim olur.

Eger çalisip âlim olursan, gayet dindar olmalisin. Ibadette, namaz, oruç ve taat bucagina komsu ol, elbiseni daima temiz tut ve hazir cevap ol. Sana sorulan her türlü meselede düsünmeden cevap verme. Uygunsuz hareketlerin hosuna gitmesin. Baskasinin uygunsuz sözüyle hareket etme. Kendi görüsünü baskasinin görüsünden üstün tutmamaya çalis. Zayif bir mesele için, \"Bu meselenin iki yüzü ve iki söylenisi vardir\" deyip hareket etme.



Seriatin hükümlerini iyi koru

Konusma sirasinda kaskati kesilip durma. Karsina, sagina soluna bakarak konus ve hararetli hararetli konusurken, sözü çevirip gevsek gevsek konusma. Toplulukta seni dinleyen halki her an kontrol et. Ince görüslülükle iyiden iyiye bak, eger agir nükteler hoslarina gidiyorsa güzel nükteler yap. Yok, eger ämiyane nükteler istiyorlarsa sen de amiyane konus. Toplulukta söyledigin her sözü aklinda tut ve ayni unutma ki bir toplulukta onu tekrar etmeyesin.

Her an açik yüzlü ol, asik yüzlü olma. Tenini ve giysini daima temiz tut, seriatin hükümlerini, içinde ve disinda iyi koru: Namaz gibi, oruç gibi ve nafile ibadet gibi..

Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

4/11/2006 - Ey Oğul Öğütleri 13

Kategori: Dede Ruhlu


Nâbî'nin Ogluna Verdigi Ögütler


Hayriye, sair Nâbî\'nin aruz vezniyle yazdigi manzum bir ögüt kitabidir. Bir divan edebiyati sairi olan Yusuf Nâbî, daha çok bu eseriyle taninir. Sair bu eserini oglu Ebü\'1-Hayr Mehmed Çelebi adina yazar ve muhatap da ogludur. Kitap kendi dönemi için oldugu kadar günümüz için de sasmaz ve degismez dersler, ögütler ve nasihatlerle doludur. Kitabin diger önemli yönü de, devrinin iç yüzünü ve sosyal hayatini yansitmasiyla da tarihî bir vesika olusudur.

Hayriye kaleme alindigi günden itibaren çok sevilmis ve en çok okunan kitaplar arasina geçmistir. Nabi, bu eserinde hiçbir makam ve mevki ayrimi gözetmeden, nereden ve kimden gelirse gelsin kötülüklere hep karsi çikmis ve insanlara devamli bir ümit ve yasama sevki vermis, hayati güzellestirmeyi hedef edinmistir.

Hayriye\'nin yazildigi dönem (1700) Osmanlinin inise geçtigi yillara rastlar. Saraya Valide Sultanlar hâkim olmustur. Yeniçeri kazan kaldirip isyan etmektedir. Halk bu kargasadan oldukça payini almaktadir. Devlet idaresinde kaht-i rical yasanmaktadir, yetersiz kisiler idarede söz sahibidirler. 18. yüzyilin baslarindan itibaren devlet çarki laçka olmustur. Sik sik padisahlar degismekte, azledilmektedir. Toplum düzeni gün geçtikçe bozulur olmustur, bir önceki gün aranir hale gelmistir. Sosyal ve ekonomik hayattaki bozulmalari halk adetâ kaniksamis durumdadir. Gün gelmis, gece sokaga çikmak bile bir cesaret halini almistir. Anadolu\'da iç isyanlar basini almis gitmistir. Halk perisan ve çaresizdir. Böylece Osmanli içte ve dista hayatî mücadele vermek zorunda birakilmistir.

Bu menfi sartlarin yaninda müsbet hizmetler, halkin refah ve huzuruna yönelik gayretler olmuyor degildir. Iste Nâbî gibi edib ve sairler; ilim ve hikmet ehli çesitli sekillerde bozukluklarin önüne geçme çabasi içindedirler. Hayriye bu hayirli tesebbüslerden sadece birisidir ve o günün yaralanmis Osmanli toplumu için bir ilâç hükmünü almistir. Kitap elden ele, dilden dile dolasmis ve âdeta içilerek okunur hale gelmistir.

Günümüz sartlari ve gidisati gözününe getirilirse, tarihin tekerrür ettigini görecegiz. Üç asir önceki Osmanli toplumu ile günümüz Cumhuriyet toplumu ayni dertlerle muztarip ve ayni tedavi sekillerine muhtaç haldedir. Hayriye\'den yaptigimiz seçmeler bu çerçevede gözden geçirilirse herkes kendi derdine derman bulacaktir.

Manzum halde Islâm harfleriyle yazilan Hayriye, degerli ilim adami Doç. Dr. Iskender Pala tarafindan yeni harflere geçirilmis ve anlasilir, sade ve tatli bir Türkçe ile sadelestirilmistir. Bedir Yayinevi tarafindan da güzel ve temiz bir baski ile 1989\'da yayinlanmistir.

Metin ve tercümesi ile birlikte 1647 beyit, 34 bölüm ve 223 sayfadan meydana gelen Hayriye\'nin daha çok günümüze isik tutan bölümlerini ve beyitlerinden seçmeler yaptik. Kitapta beyitler sayfanin üst kisminda, tercüme ise çizginin altinda numaralanmis sekilde yer almaktadir. Biz numaralari vermedik. Sadece tercümesi yapilan ve numaralandirilan her beyti birer paragraf halinde sunmaya çalistik. Bu arada okuyucuya kolaylik saglamasi için de yazarin kendi bölüm basliklarindan ziyade ara basliklar çikararak kisa, ara bölümler halinde vermeye çalistik.



Ögütlerin yazilis sebebi

Ey isteklerimin sevinç artiran çeragi! Ey Aziz ve Celil olan Allah\'in bagisi ogul!

Bendeki özelliklerin ve sahsî erdemlerin hepsi sende ayniyla mevcut.

Sende methedilecek ahlâk çoktur ve çok sükür, ben de o bakimdan zararda degilim.

Bunlardan biri, güzel yaratilisinin kokusudur. Edebe dair alametler ise sende yaratilistan mevcut...

Lâkin babanin bu söyledikleri de evladina fazladan bir tesirde bulunsun.

Kulaklarina bir küpe olsun diye ve sana akillica bir sermaye olmasi için.

Ey babasinin cani! Istedigim, bunlarin her zaman kulaginda küpe olmasidir.

Dilerim ki bunu, canindan da nazik tutasin ve bir an bile yanindan ayirmayasin, aklindan çikarmayasin!

Bunun feyzi mahser gününe dek yürürlükte olsun ve hem seni, hem de baskalarini kusatsin.

Bu nimetten sen de yiyip istifade edesin ve \"babamin yadigâridir\" diye anasin.

Böylece sen ölünce lütfunla ruhumu sad edesin ve bir dua ile beni daima hatirlayasin.

Islediklerinin daima sonunu düsün ve böylece din evin onarilmis olsun.



Islâmin bes temeli

Islâm yapisinin bes temeli hikmet ölçüsüyle yükseldi.

Bu binanin içinde olan kisi rahattir. Disi ise fenaliklarin ayaklari altinda kalmistir.

Bilhassa seher vaktinde hiç yatma, uyanik ol. O vakitte kendini tevbe seccadesine vakfet.

O saatte Allah huzurunda el baglayip hatalarindan dolayi göz yasi dökmek ne saadettir.

Secde için alnini yere koy da yeryüzünde gerçek saltanat ne imis bir gör.

Eger Islâmin degerini gerçekten anlayabilseydin, namazi kilmak için bir an bile gecikmezdin.

Gerçi senin yasindaki çocuklar bunu anlayamaz, ama yine de sana bu sirri açiklayayim.

Çalis ve gayret göster ki git gide bunun hikmetini anlayacaksin.

Ey parlak ay gibi olan ogul! Eger namaz kilacak olursan elif gibi düzgün durmalisin.

Rükûya vardiginda da dal harfi ortaya çikar. Bu söz Peygamber simdir, bilesin!

Ey harikulade ruh ogul! Insan olup bunu anlayabilirsen, secdeye kapandiginda da mim harfinin daire sekli görünür.

Anla ki \"Namaz kilmayan kisi, hiç âdem olur mu?\" sözündeki sirlar sana açilir.



Oruç bir rahmet sofrasidir

Ey babalik baginin seçkin meyvesi! Ey hayat denizindeki sadefin incisi ogul!

Hasta olmadiktan ve vücudun halsiz kalmadiktan sonra Ramazan orucunu sakin geçirme.

Oruç, Allah\'in kullarina bir lütfudur. Orucun mükâfatini bizzat Allah verir.

Oruç bir rahmet sofrasidir. Oruçlu için ise nurdan bir elbisedir.

Oruç gizli tutulan gizli bir ibadettir. Onun için asla oruca riya giremez.

Oruç, Allah\'in ezelî kudret ve kuvvetine mensup temiz bir gizliliktir. Oruç melekiyet sifatina bürünmektir.

Oruç, Cennet nimetlerinin yol göstericisidir. Böylece oruçta yeme içmeyi terketmek bir rahmet sebebi olur.

Ta gecenin karanligi uzadigi bir vakitte günesin parlak yüzük tasi, senin agzina mühür vurur, yeme içme kesilir.

Artik kendi nurun parlamaya baslar ve kötü amellerin gece karanligina gömülür, affedilir.

O ne saadettir ki dudagin kapali oldugu için, yeme-içme olmadigi için bütün beyhude islerden uzaklasmissindir.



Kabe yoluna git

Ey can güllügünün taze yetismis gülü! Ey bilgi ve anlayis dimagini kokularla donatan ogul!

Yola çikacaksan mutlaka Kabe yoluna git. Gayesiz bosuna yapilmis bir yolculuk cehennem atesine götürür.

Hacer-i Esved, Allah\'in sevgili kullarinin, öperek sifa bulduklari bir tastir.

Günahlardan minnetsizce yikanip temizlenmek için Altin Oluktan rahmet dökülür.

Zemzem suyu ferahlik verici bir ilaç gibidir. Ondan içen suçlu kullara sifa verir, günahlarindan arinmalarini saglar.

\"Lebbeyk\" sadalarini çikaran nefesler göklere dogru uydular gibi yükselir, giderler.

Bu ne ikbal, bu ne saadet ve ne mertebedir ki Allah\'in evini tavaf edersin.

Arefe günü, yarligayici Allah\'in, insanlari hesap için topladigi kiyamet gününden bir örnektir.

Arafat\'in o berrakligi ve ter temizligi, satir satir günahlarin affi için berat yazmaktadir.

Orada günahtan kararmis defterler yikanmis, paklanmis ve orada günaha esir olanlar azat olunmustur.

Ihramlar içindeki hacilarin olusturduklari gümüs halkanin üstünde Rahmet dagi bir yüzük tasi gibi durur.

Ey ogulcugum! Eger sen Kabe\'nin etrafini tavaf eden bir pergel olursan, bir gün elbet kazanç noktasi sana kendini gösterecektir, karsiligini kiyamette alirsin.



Malini muhtaçlardan esirgeme

Ey sadefin kulak süsleyen incisi! Ey seref hanedaninin hayirli halefi ogul!

Üzerinde zekâta ait olan bir tanecik bile birakma. Zekâtini ver ki malin bereketi ve hayri olsun.

Zekâta ayrilan o mal Hazret-i Allah\'in hakkidir, sen de edasini ihmal etme.

Zekât, fakirlerin hakkidir. Ondan elini çekme, vermemezlik yapma ki temiz olan malini kirletmeyesin.

Zekâtini verdikçe Allah\'in emri üzerinesin ve Allah senin o malinin birine on verir.

Malinin zekâtini vermezsen bereketi kalmaz ve o nimet sende fazla durmaz.

Malin telef olmasi, zekâtini vermemektendir. Ayrica zekâti vermemek bazi musibetlere de hedef olur.

Dine uyularak verilen zekât, malin tohumudur ve zekât olarak verilen mal, bu tohum, Allah katinda kabul topragina ekilmis olur.

Serpilmis tohum yerden fazlasiyla biter ki, bu da iki âlemde sana yeterlidir.

Fakirligi ve zenginligi yaratan Allah, zekâti da fakirlere tahsis etmis.

Her seye kadir olan Allah\'in seni zengin yaratirken onu da fakir etmesinin elbette bir hikmeti vardir.

Fakirlerin hakkini kesme. Senesi geldikçe zekâtini ver.

Ayrica sadaka vererek de zekâtini tamamla. Bir mal için zekât kök, sadaka ise dalbudaktir.

Sadakadan elde edilecek sevabin siniri yoktur. Nitekim bunu kuvvetlendiren bir çok da ayetler vardir.

Fakirler zenginlerin aynasidir. Nitekim her sey ziddi ile vardir.

Eger Allah\'in takdiri, seni onun yerine fakir yaratsaydi, bunu degistirmeye gücün yeter miydi?

Fakirlik olmayinca zenginligin güzelligi ve çekiciligi kalmaz. Iste Allah bunu böyle yaratmis.

Nimetin sükrüne sebep fakirliktir. Devlet ve ikbalin güzel olusuna süs yine fakirliktir.

Bu fani dünyada fakirler olmasa acaba sen zekâtini kime verirdin?

Fakir, zekâti almaktan kaçinirsa üzül, alirsa da memnun ol, sevin.

Zekât, senin ikbaline ve varligina bir vesiledir. Bunu da Allah tarafindan sana verilmis bir nimet ve lütuf kabul et.

Allah\'in verdigi nimete sükretmesini bil ki ekmegin ve suyun ziyadelessin.

Fukaraya merhamet nazariyla bak. Sertlikle konusma, cömertlik et.

Malini muhtaçlardan esirgeme. Allah\'in sana verdigi nimetten açlara ve yoksullara yedir.

Kapini, fakirlerin bos dönmeyecekleri bir hale getir ve mümkün oldugu kadar ihsanda bulun.

Acikmisi doyurmak, her gün nafile oruç tutmaktan hayirlidir.

Senin elinden bir açin doymasi, nice camiyi tamir ettirmenden yegdir.

Bir susuza su vermen, her yil Kabe\'yi ziyaret etmenden daha hayirlidir.

Senin yüzünden ihtiyaç sahiplerinin sevinmesi ne büyük saadet, ne büyük yücelik, ne büyük devlettir.

O geçim mali ne kutludur ki, fakirler onunla ihtiyaçlarini karsilarlar...

Ve o mal sahibi ne saâdetlidir ki bin yere azik gönderir.

Bir fakire yardimi dokunan kisi gerçekten dine layik kisidir ve o kisinin hayri baskalarina da geçer.

Sakin fukaraya tiksinti ile bakma ve asla ihsanda bulunmaktan kaçinma.

Ihsanda bulunarak çocuklari sevindir. Gönüllerini alarak kalplerini mamur et.

Hele hele yetimlerin ve kimsesizlerin yarali gönüllerine merhem olursa...

Eger gidisatini düzelttiysen ve Allah da sana malca nimet ve zenginlik verdiyse nimete nankörlük semtine sakin ayak basma ve hem fiil, hem de söz ile sükrünü eda et.

Gerçi sükür kelimesi herkesçe bilinir, herkes sükreder, ama sen yine de can u gönülden sükret.

Hem gizli gizli ve çok çok sükret; hem de ayni sekilde ihtiyaç sahiplerine ihsanda bulun.

Allah\'in kullarini aç, elbiseye, ekmege ve yiyecege muhtaç görünce ihsan kapisini sakin kapatma ve sana hacetini bildireni sakin geri çevirme.



Misafire ikram et

Evine gelen misafir kim olursa olsun elinde bulunan her seyle sofrani donat.

Misafire kiymeti ölçüsünde tazim göster ve misafirligin sanina yakisir ikramda bulun.

Misafir kaba saba bir kisi bile olsa sabir göster ve bir tatli dil ile hatirini yap.

Misafirin gözünü hasret çektigi seyden perdeleme ve isteginin imkâni varsa onu ondan esirgeme.

Misafirin gönlünü bos kuruntulardan kurtar. Isteginin yerine getirilmesi için imkânlarinin hepsini kullan.

Misafirin arzusunu yerine getirmek elinde degilse o garibi küstürmeden geri çevirmeye çalis.



Yaptigin hayri basa kakma

Fakirlere lütuf ve ihsanda bulundugunda riyakâr davranmamak da ayrica tesekküre deger.

Eger fukaraya ihsanda bulunursan bunu gizli yap ve yardim ettigini yalnizca Allah Teâla bilsin.

Yaptigin hayri sakin basa kakarak bosa giderme, Karsindakinin utanmasina meydan verme ve ancak kendin utan.

Nice insanlar yardim istemekten utanirlar. Senin vazifen bu durumda olanlari arayip bulmaktir.

Nice ikbali ile asagilik olmus kisiler vardir ki bunlar kendi felaketlerinin ayaklari altina düsmüslerdir.

Öyleleri de vardir ki fakirlik kösesinde ayaklar altinda kalmistir da bir sey isteyip dilenemez.

Iste böyle kisiler için sen bir çare ulastiran ol, ki bu hareket altin tavan yapmakta daha iyidir.

Bu islerdeki inceligi anla ki aslinda yaptigin hayir senin kendinedir.

Eger yardiminda karsindakini incitirsen yahut riya için yaparsan, bunun hayri ne sana, ne de ona fayda etmez ve kaybolup gider.

Kimsesizlere yardim dagitmak; zenginleri davet etmekten elbette çok daha üstündür.

Oysa o zenginler hem yer içerler; hem de seni çekistirirler ve bir noksanin varsa onu anlatirlar.



Ilimlerle kendini donat

Ey edeb çimenligini süsleyen fidan; ey babasinin gönlüne ve gözüne nur bagislayan ogul!

Gece gündüz serefli mukaddes, ilimlere çalis ve hayvan gibi cahil kalma da ilim ögrenen ol.

Ilim Allah\'in sifatlarindandir ve dolayisiyla tüm sifatlarin en yücesi ilim sifatidir, ilim her seyin üstündedir.

Ilim ögrenmeye çalis ve bilgililerin bilgisi ol. Resûl-i Ekrem efendimiz ilim ögrenmenin farz oldugunu söyledi.

Yine o ilim sahibi Peygamber dedi ki \"Besikten mezara kadar ilim ögreniniz!\"

Nur diyarinin sultani ilim hakkinda \"Rabbi zidnî\" (Rabbim, ilmimi artir) istegine memur oldu.

Öyle bir ilim sehrini arayip bul ki kapisi Peygamber\'in (a.s.m.) damadi Ali olsun.

Varligin yüzünün süsleyicisi ilimdir. Var ile yoku bilme yolu, yine ilimdir.

Ilim ilâhî bir sofradir. Ilim Allah\'tan insanlara bir bagis, bir bahsistir.

Deger ve yücelik rabitasi ilimdir. Gönül berrakligi ve agirbasliligin sebebi ilimdir.

Ilim, büyüklük ve mertebenin güvenligi ve koruyucusu; ilim, dogrulugun ve talihin kopmayan bagi...

Ilim, sahili olmayan bir denizdir ki onun içinde âlim geçinenler gerçekte cahildir.

Allah, cahillik için \"ölüm\", ilim için \"hayat\"tir dedi. Sen de sakin ölü gurubuyla ayni durumda olma.

Cahillik ile ebedî hayattan mahrum olma ve iyi ile kötüyü ilim vasitasiyla birbirinden ayir.

Çesitli ilimler ile kendini donat, zihnini doldur. Belki bir gün ona ihtiyacin olur da kullanman gerekir.

Bir seyi bilmek, soruldugu zaman \"Ben onu bilmiyorum\" demekten daha güzel degil mi?

Peygamber efendimizin (a.s.m.) insanlara telkini \"Ilim Çin\'de de olsa gidip aliniz.\" hadîsidir.



Ilmi ehlinden ögren

Bir seyi ehlinden ögren ve bunu yaparken utanma. Çünkü her seyin âlimligi, cahilliginden daha iyidir.

Bir seyden habersiz olan câhil nerde; her seyi bilen nerde! Hiç gören ile âmâ bir olur mu?

Ne kadar ululuk ve maddi üstünlük bulsa da câhile mevki ile yücelik gelmez.

Cehalet insana bir belâ zindanidir ki içine düsenler ondan kurtulusun yüzünü görmez.

Ilim, varligin; cahillik ise yoklugun kaynagidir. Hiç var ile yok beraber olabilir mi?

Ilimle ugrasmak kadar yüce bir is olmadi. Ilimden de hiç kimse elem görmedi.

Yaratici olan Allah\'in sifatlarina sinir olmadigi gibi ilmin serefine de bir son yoktur.

Sakin ilmin dis kabugunda kalma. Mânâlarin özüne ulasmaya bak.

Ilmin dis kabugunda kalmak, kusun tek kanatla uçmaya kalkmasi gibidir. Onun için sen de ilmin disinda kalmayip içine dogru yönel.

Nitekim yürünüp geçilen yer, evin disidir. Oturulup durulacak yer ise o evin içindeki halvettir.

Hiç denizin sahilinde inci olur mu? Cevher istiyorsan elbette derinine dalman lâzim.



Dilinde ve gönlünde Allah olsun

Ey varlik ve vücud mecmuasinin seçkin nüshasi, ey sifat aynasinin süslü ve yakisikli resmi ogul!

Bu ögüdümü kulagina asili bir küpe eyle: \"Sakin kimseye fazilet satmaya kalkma!\"

Insani hakikate yaklastiran, Allah yolunda yüce mertebelere ulasan kisilerin temiz nefesleri, sözleridir.

Eger devrinde mürsid-i kâmil bulunmazsa, sana Kur\'an bir mürsid olarak yeter.

Arif ol, sakin ham sofu olma; gayret göster de yakin sirrina, Allah ilmine erenlerden ol.

Allah seni Kendisini bilmen için ve Ona candan kulluk etmen için yaratti.

Asil lâzim olan dünya denilen bu evin sahibidir (Allah\'tir). Cahiller ise sahibi yerine evini isterler.

Evin sahibi senin olasiya kadar gece gündüz çalis ve bunun için pervane ol.

Dilindeki ve gönlündeki daima Allah olsun. Ugruna can verdigin yer, yine Allah\'in yüce dergâhi olsun.

Cennet ümidi ve Cehennem korkusu ile çalisma. Ey gerçegi gören kisi! Cennet ve Cehennemin asil sahibini isteyip bul.

Kendini ara, bul! Sen kimsin? Kim oldugunu idrak et ki iki âlem sana apaçik görünsün.

Âmâ o kisidir ki hakikat kapilari kapandigi zaman varliklari hakikatleriyle göremez.

Peygamberlerin övüncü Hazret-i Peygamber (a.s.m.) bile, hakikatler kendisine açilsin diye duada bulunurdu.



Her gördügüne istek duyma

Kimseye ihtiyacini arz etme de, minnet yükü altinda egrilme.

Istegin için agzini sakin açma; dilenme sözleriyle dudagini bulastirma.

Sana ayrilmis olan rizik elbette seni bulur. Öyleyse açgözlülükten ele geçen yalnizca yüzsuyu dökmektir.

Sana takdir olunmamis rizik ele geçmez; sana ayrilmis olan da asla baskasina gitmez.

Kiymetini bilip harcamayan için yüzsuyu, bengisudur ki Nil ve Firat nehirleri onun bir damlasina bile susamislardir.

Kiymetini yücelt, bayagi olma. Her gördügüne istek duyma!

Kimin elinde ne var ki isteyesin. Onu yahut bunu \"bana ver!\" diyesin.

O kul da Allah\'in ihsanina muhtaçtir ve Allah\'in bagisina baglanip kalmistir.

O acizin lütfedecek hali mi var, yahut sana bagislayacak mali mi var?

Allah, lütfunu herkese karsilik beklemeden verir. Kulun mülkiyeti ise arada yalnizca bir vasitadir.

Gerçi sebebi terkedip bagista bulunmamak sevap degildir, ama sebep, müsebbibsiz hiçbir ise yaramaz.

Sana rizik olarak verilen seyin seni bulmasi için birinden istemeye ihtiyacin oldugunu sanma. Baskasindan isteyip de bos yere mihnet ve sikinti çekme.

Allah\'in sana bahsedecegine güven ki rizkin, sana kavusmak için senin ona olan askindan daha büyük âsiktir; sen ona yürürken o sana dogru kosar.

Allah\'in verdigi ile yetinip evciginin kösesinde rahat yasamak hostur.

Hakkin ve ruhsatin olmadan bir mala el uzatma. Halini bilecek olan, senden daha büyük ve bilgili olan Allah\'tir.



Rizkina kanaat et

Rizki veren Allah\'in sana ayirdigina gönlünü bagla, razi ol ve her ne verdiyse ona kanaat et.

Rizki hikmetle veren Allah, senin halini bilir ve rizkini, ihtiyacin oldugu anda gönderir.

Senin rizkin sadece herhangi bir mal dolayisiyla degildir. Rezzâk olan Allah, baska sebeplerle de sana rizik ulastirir.

Para, yenilen sey degil, sadece rizkini saglamada bir vasitadir. Sonuçta yenilecek sey, yine Allah\'in yarattigi nimettir.

Eger altini ve gümüsü harman etsen; ekmek, pirinç ve yagin yerini tutmaz, altin ve gümüsü dislerimizle yiyemeyiz.

Fakirlik seni hiç korkutmasin ki, nimetin sahibi olan Allah, hiç kulunu aç birakir mi?

Minnet ile olan nimeti yeme, hatta kokusunda minnet olan gülü bile koklama.

Ey babasinin cani! Eger sana birisi birsey verirse sakin alma, doygun ol.

Gözünü ve gönlünü zengin tut. Lütfen açgözlü ve asagilik olma.

Ancak sana ikram eden gerçekten sadik dostun olursa ve külfetsiz karsiliksiz ikramda bulunursa kabul et.

Sen de o dostuna karsilik ver ve onu ikram ile mükâfatlandir.

Vefa elini vadeye açik tut. Kime bir vaadde bulunursan yerine getir.

Zimmetinde bulunana ve himmete vade vermeyi borç bil. Vadettiginden geri dönmeyi kisiligine kusur say.



Söyledigin az, manasi çok olsun

Dostunu bir latifeye feda etme ki, tuz ekmek hakkini ara yerden kaldirip atmis olmayasin.

Bunlar samimi dostlar için nefret sahibi olur. Sonunda mutlaka bir kötülüge sebep olur.

Latifenin bile —ki zarif ve nükteli olursa güzeldir— bir tarafi yanar ates gibidir.

Hele hele dostlarin kalbine saplanan bir söz okuna, yergi ve alaya latife demek bile olmaz.

Kasten yapilmis keskin basli kirici bir latife, dostlarini agzina kadar dolu bir çekisme içine sürükler.

Zarif kisilerin latife dedikleri sey, yerinde söylenmis cilveli güzel sözdür.

Söyledigin az, mânâsi çok olsun ve asla kimsenin gönlünü incitmesin.

Söyledigin söz, gönül bagindan yeni koparilmis bir gül olmali, onu duyan da içindeki mânâ ile bülbül olmali.

O söz, gül kokusu gibi gönülleri açmali ve gönüllerden kinleri gidermeli.

Gönüllere vuslat müjdesi gibi olmali, onu isiten ragbet ile sevke gelmeli.

Böyle olursa latife ne güzel. Eger böyle olmazsa onu terketmeyi amelin hayirlisi say.

Kimseyi kötüleyip dedikodusunu yapma. Bunu yapmak akilli kisiler için bir ayiptir.

Dedikoduculuk ve baskasini kötülemenin lüzumu ve lezzeti yok. Üstelik günahi, diger suçlardan da fazla.

Bunlari yaparsan dostlarin senden emin olamazlar ve adin anildikça senden nefret ederler.

Dedikodu ve baskasini kötülemek, onu yapan kisiyi de kötü andirir. Zaten bu tip kisilerin nasibi de yoktur.

Allah seni bu tür islerden koruya. Temiz kalpli ve rahat canli olasin ey ogul!



Herkesle iyi geçin

Ey yol ve yordamin üstün vasiflarinin bakis dikicisi, ey red ve kabulün manzarasina bakan ogul!

Komsularina egri bakisla bakma! Mahrum ve düskünlere iltifatta bulun!

Konu komsuyla iyi geçinerek onlarin hakkini gözet! Kimse senden incinmesin!

Tek basina bir lokmaya agiz açma, yediklerinden onlari da faydalandir.

Sana ihtiyaçlari oldukça onlara yardim et, civarini düskünlerin siginacaklari bir yer haline getir.

Kimseye kin ve düsmanlik gütme. Iyi geçinmeyi terk etmeyi de âdet edinme.

Öfke, hiddet ve kin gösterme! Kimseye alnini kiristirarak bakma!

Herkesle iyi geçin! Cimri de olsa herkes ile gönlün hos olsun!

Dostlanrinin haricinde bir kimse de olsa onlari incitme! Hoyrat teklif ile kalplerim kirma!

Kimse senin suratindan muzdarip olmasin! Bütün dünya iyi huyunun esiri olsun!

Kimseyi eziyet ile incitme! Hatta sana eziyet etse bile onu azarlama! Dostlarina yar ol, yük olma! Kötü huy ile kalplerini kirma!

Eziyet ile kimsenin canini sikma, gönüllerini yapmaya çalis, sakin yikma!

Sakin kimseye karsi iddiacilikla direnme! Böylece inatçilardan Settâr (ayiplari örtücü olan Allah) seni saklar!

Bir baskasi için vâsi, kefil ve vekil olup haksizlik yüzünden dünya ve ahirette zelil olma!

Mahkeme salonuna hiç yolun düsmesin. Sakin basini kuru kavgaya bulastirma!

Insanlarla kavga ve çekisme halinde olanin eline rahatsizlik ve sikintidan baska birsey girmez!

Kimse ile inatlasma ve kimseye ayak direme ki bunlar, düsmanlik atesini tutusturur!

Kötü is için adimini atma ve bir elin daima hayirda olsun!

Padisahin (idarecinin) kapisina sikâyet dolayisiyla varma, sana kötülükte bulunani Allah\'a havale eyle!

Elin gögsünde bekle ve dervis tavrinda ol! Böylece gam yemez ve dertsiz tasasiz olursun!



Huyca zengin ol

Ey hayat denizinin en birinci incisi; ey güzel vasiflarin seçkin örnegi ogul!

Mahrum oldugun iyi huylari bir say hele! Sonra da mülayim gönüllü ve dervis yaratilisi ol!

Huyca zengin, aliskanlikça alçakgönüllü ol da böylece kurtulus gülistanina kök sal!

Çatik kas ve karisik alin, suratini burusturmak, iyi ahlâka hiç de uygun düsmez.

Ahlâkça iyi yaratilisli ve mesrebce genis olmak, kalp aynasina parlaklik verir.

Güleryüzlülük rahmet alametidir. Surati eksitme ise nefrete sebep olur.

Kötü huy, kötü aliskanlik ve kötü mesreb, sahibini, ebedî olarak istenmeyen kisi yapar. Baskalari ondan kaçarlar.

Her kimin ki isi büyüklenme olsa, gidisati ve hareketleri baskalari tarafindan hazmedilmez.

Gururlu olmak seytanin sifatidir. Gururlu kisi tipki seytan gibi Allah katinda kovulur.

Büyüklenen kisilerle oturup konusma. Bu tip kisilerden daima kaçin.

Eger onlarla bir arada bulunmak kaçinilmaz olursa, artik çaresiz sen ona karsi tevazu göster.

Gerçi akilli kisiler seker gibi tatli bir söz söyleyip \"Sana karsi kibirli olana sen de kibirli ol\" dediler.

Lakin yine de onun bir ucu kavga ve kötülüge çikar. Onun için sen yine de onu tevazu ile savustur.

Kibir ve gurur insanin yaratilisinda mevcuttur. Bunlar müzmin bir hastalik ve bir nasir yarasidir.

Bu vadiye düsen kisi iflah olmaz. Onun kötü hastaliklari düzeltilmez.

Sakin mertebe ve makam sarhosu olma; Allah\'tan gelen kötü seylere de karsi durmaya çalisma.



Kimseye büyüklük taslama

Büyüklük ve ululuk, Allah\'a aittir, kullarda bu sifatlar bulunmamali.

Yaptigin her sey kullara yakisir sekilde olsun. Allah\'i gücendirecek bir seye sakin elini uzatma.

Sende kibir ve gurur göründügü zaman Allah, boyunu ikiye büker, sirtini yere getirir.

Tutalim ki merteben dokuzuncu kat göge çikmis olsun, sonuçta yine de Allah\'in alelade bir kulusun.

Sertlik ve kabalikla halki kapindan kovma. Kimseye el ve etegini öptürme.

Merteben ve yerin ne derece yüksek olursa olsun etegini öpülmekten uzak tut.

Insan olarak sana düsen, yüzünü yere sürmendir. Hele el-etek öptürmek de asla kula düsmez.

Kendin için ayip olan bir seyi aklindan bile geçirme, elinde oldugu müddetçe sakin basa geçme, idareci olma.

Gerçekte devlet idareciliginin davacisi çoktur, onun için o makamda senin kiymetini bilemezler diye korkarim.

Sakin kimseye büyüklük ve kibir satma ki kimse de seni saymamazlik yapmasin.



Edep insanin süsüdür

Halka yumusaklik ve alçakgönüllülükle selâm ver, onlarla bulus ve sakin onlara, ayaga kalkma külfetini yükleme.

Sana hürmet gösterilirse ne güzel; sana hürmet göstermeyen cahil ile de sakin takisma.

Utanma duygusu ve edeb sende mevcut iken elbette bunlar senin sayginligina sebeptir.

Utanma duygusu iman nurunun süsüdür. Utanmazlik ise dünya ve ahirette ne yaman seydir.

Yolu yordami iyi huylulukla göz önünde bulundur da hayatinin nasil tazelesiverdigini gör.

Edep insanin süsüdür. Edepsiz ise seytanin arkasindan gidendir...

Hazret-i Allah hâzir ve nazir, her yerde daima mevcud ve her seyi görücü iken, sakin Ona karsi edebini terketme.

Peygamberler sözüne uyup \"Basit de olsa her kisinin yüzüne gül.\"

Peygamberler meslegini kabul et ki Peygamberimiz böyle yapmakla emrolunmustu.

Böyle yapmazsan zaten rahat edemezsin. Âlemin övüncü olan Peygamber dedi ki: \"Hikmetin basi yüze gülmedir.\"

Sebepsiz yere insanlarla kavga etme ve asagiliklara karsi yüze gülme siperini terketme!

Dünya mihnetinden emin olmak için böyle kisilerin yüzüne gülmekten daha saglam bir kale olamaz.

Rüzgâr gibi her yere girip çikma, günes gibi de her kapiyi dolasma.



Herkesi sirrina ortak etme

Ehli olmayan kisilere sirrini açma. Âdilere, layik olmayanlara da meclise girmeleri için yol verme!

Herkesi sirlarina ortak edinme; sirrini pazarlarda satilan süs mali haline getirme, pazara düsürme.

Herkesin sözünü sadakatle ve dostça söylenmis sanma; lakin herkesi de iki yüzlü kabul etme.

Kimsenin seni methetmesiyle gururlanma, nefsini kirmaktan, körletmekten da sakin geri kalma!

Yüzüne karsi yapilan övgü ve medih, elbette gösteris pisligine bulasmistir.

Seni yüzüne karsi söz söyleyerek övüyorlarsa, o sözlerin uyuz hastaligindan bir farki yoktur.

Bu kisiler senden ümidi kestikleri andan itibaren —bayram bile olsa— artik kapini çalmaz, yanina ugramazlar.



Bir söyle, iki dinle

Ey ogul! Baskalarinin evine davetsiz olarak gitme! Hatta her davet edildigin yere degil, hürmet ehli olanlarin evine git.

Vardigin meclis dogru yolda insanlarla dolu olmalidir, fesat ve kötülük kumkumasi olmamalidir.

Gerçi davete icabet etmek gerekir, ama davet, kötülük ve dedikodudan da emin olmalidir.

Öyle kötü meclisler sana bir oyalanma yeri olamaz, oralar senin namusuna leke düsürür.

Mecliste sürekli susup durma; yeri geldikçe dil ol, yeri geldikçe kulak!

Sözünü mümkün oldugu kadar kisa tut ki, inci ve mercan gibi degerli olsun.

Söz söylerken sana \"söyledigi az, mânâsi çok\" hikmetinin mânâsi bir gidis yolu olsun.

Insanlarda bir dil, iki kulak vardir. Öyleyse sen de bir söyle, iki dinle.

Gerçi çok konusan hafiflik eder, bos konusur; buna karsilik, dinlemeyi tercih eden agir baslilik eder.

Sözü ne kisa, ne de uzun söyle. Sözün ne zaman söylenmesi gerektigini iyi ayarla ve sözünde ne hafif ol, ne agir.

Irfan ve olgunluk metaini teraziye koyan bilgeler dedi ki: \"Çok söz ancak Kur\'an\'a yarasir.\"

Söyledigin sözü tekrarlama, bir seyi iki defa söyleme.

Tekrar edilecek söz ya zikir, yahut Allah\'tan bagislanmayi isteme sözü olmalidir:

Zikir yaparken alenen dudaklarini kipirdatma, zikir ve Allah\'i anis gizli gerektir.



Kimsenin ayibini yüzüne vurma

Riyakarlik meclisine asagilik kisiler katilir, ondan elde edilen sonuç da fenaliklarin yagmalanmasi olur.

Kimseye sertlikle cevap verme, bilakis lütuf ve yücelikle hitap et.

Kimsenin ayibini yüzüne vurma; bir kisi ayipli da olsa onun sözünü sonuna kadar dinle.

Asla kimseyi cahillikle suçlayip da Allah\'in yarattigi bir insani ayiplandirma.

Aman ha! Kimseyi ayibiyla ayiplama! Böyle bir seyin sonucu ebedî bir tasa olur.

Ilim cevherini sana bagislayan Allah, sana ilmi; ona da cehaleti uygun bulmus.

Bu, Allah\'in hikmet rabitasidir, kudretin adilce verdigi kismetidir.

Bu söz dudaklarinin bir süsü olsun: \"Kimsenin ahim alma, halin yaman olur.\"

Cefa ve sitem isini terket. Aman ha! Kerem et de kötü bir is olan kalb kiricilik yapma.

Cancagizim! Hele ne yaparsan yap da, tek kalb kirici ve kesin dilli olma.

Hatir yikmak günahlarin en büyüklerindendir, hatta bütün günahlarin en kötüsüdür.

Bunun yerine kalbleri kazanmaya, hatir yapmaya çalis da Allah\'in Ars\'ini harap etme.

Hiç Yüce Allah, mamur birer ev olan kalblerin harap olmalarina razi olur mu?



Kalbinde hileye yol verme

Ey söz meziyetlerinin sayfasini okuyan, ey olgunluk mektebinden dersler ögrenen ogul!

Bosbogazligi ve ikilik çikarmayi aliskanlik edinme ki bunlar baglilik sarayini berbat ederler.

Kalbinde hileye sakin yol verme. Budala olabilirsin, saf olabilirsin, ama sakin pinti olma.

Ah o hilekarlik ve düzenbazlik! Aman ne kadar da istenmeyen birer istir. Onlari yapan kisiye kazandirdigi ise sadece ortaligi karistirmaktir.

Bunlar seytanin islerine yol gösterir, bu isin cezasi da zindandir.

Hile yaparak fitneler koparanlar, hayir için bir zerrecik bile agizlarini açmazlar.

Böyle kisiler diger insanlar tarafindan ayiplanmis olurlar. Yaptiklarindan ellerine geçen ise, hayir ve bereketten mahrum kalmaktir.

Bu kisilerin kazandigi ve ele geçirdigi tek sey kötü söhrettir. Üstelik günleri de gam ve sikinti içinde geçer.

Su atasözü halk arasinda meshurdur ki: \'\"Hileci kisiler kolay kolay can veremezler.\"

Haksizlik, nifakçilik, sözünde durmama, dedikoduculuk, kötü düsüncelilik ve kötü ahlak... Hepsi, cehennem ehlinin sifatidir ve imanli kisiler için kötü hareketlerdir.

O din serveri Peygamber (a.s.m.) dedi ki \"Müslüman, halkin dilinden ve elinden emin oldugu kisidir.\"

Ey iyilik sahibi olan kisi! Imanli kisilerin irzi, mali ve kani, insanlara Allah\'in birer emanetidir.



Borçtan çok sakin

Ey babasinin cam! Su sözümü kulagina küpe et: \"Borçtan çok sakin... Borç insani perisan eder, eger kisi Eflatun kadar akilli bile olsa, borç onu deliye döndürür.\"

Borç kültürlü insanlari aptal eyler, hatta kisiyi, kahramanlarin en kahramani bile olsa kadin gibi korkak eyler.

Borçlu kisinin vücudu sihhatli, ama içi hastadir. Borçlu, alacaklisinin karsisinda da boynu bükük bir köledir.

Borçlunun borç vadesinin gelmesi, ona canini teslim edecegi anin gelisi gibidir. Borcunu veremedigi için çarptirildigi hapis cezasi ise ölülerin mezari sayilir.

Hele alacaklisi da ser bir kisiyse, her gün kafasini düsünce ve kederlerle doldurur.

Faiz geliri de sermayeye eklenince bu faiz yükü insanin belini büker.

Alacaklisi faizi de dahil, borcun ödenmesini istediginde \"Kanun böyle emrediyor, ödeyeceksin\" der ve yalanci sahitleri de yardima çagirir. Yani borcun faizini ödemekten aslini ödemeye firsat kalmaz.

Bu yolla borçluyu cefaya sürükler ve zavalli dertliyi bir de halka rezil eder.

Ey gözümün nuru! Bu tür borçtan Allah Teâlâ seni korusun.

Borçlanmamak için elbiseni ve çulunu satsan daha iyi. Borçsuz olarak aç ve çiplak yatmak, borçlanmaktan iyidir.

Rehinsiz ve kefilsiz sakin kimseye mal verme ki, sonra bu hususta anlasmazlik çikar.

Halkta Allah korkusu azalmistir, onun için, baltalama ve inkâr, hemen hazirdir.

Bazi güçlü kisiler de vardir ki haklinin hakkini vermemekte üstlerine yoktur. Bu kisilerin yaptigi is inkâr ile inkarlarini ispat için ettikleri yemindir.

Sonra bu hengame giderek büyür ve senin hakkini sana vermez de hakimlere rüsvet olarak yedirir.



Er kisi yalana tenezzül etmez

Ey cömertligin son yüksek mertebesinin en güzel süsü, ey varlik okulunda edeb ögrenen ogul!

Yalan ve asli olmayan seyi sakin söyleme ki kendi söz sabahinda parlaklik olsun.

Er olan kisi, yalana tenezzül etmedigi gibi yalanin kötü sonucuna da tahammül etmez.

O kötü kisi ne utanmaz ve arlanmazdir ki, yalan ile agzini pisletir.

Yalanin —ki asli olmayan bir sözdür— Islâm inancinda girecegi bir kapi yoktur.

Bütün islerin bozuklugunun asli, yalandir, Akil sahibi kisiler onu yapmaz.

Ancak gayesi, düsmanlari ortadan kaldirmak olan yalani söylemek kötü degildir.

Yoksa her yalan söz, aykiriliklarin özüdür; zaten böyle söz de bos lakirtidan baska bir sey degildir.

Yalan söyleyen bu tip kisilerle dostluk kurmaktan sakin ki onunla sohbet etmekten dolayi kisiye Cehennem atesi isabet eder.

Âlemlerin övüncü, Peygamberler sultani Hz. Muhammed (a.s.m.) dedi ki \"Bir agizdan yalan söz çiktiginda... O

taraflara kötü bir koku yayilir ve oralara melek inmez... Yalanin söylendigi yer merkezinen 30 mil kadar bir daireye o pis kokudan dolayi melek ugramaz.\"

Inkarcinin inkâri çok kuvvetli olmazsa, kendi sözünü yeminle kuvvetlendirmeye kalkma.

Nice insanlar var ki yalan söyleyip asli olmayan seyler anlatarak övünürler.

Sonra da yalanini tasdik ettirmek için yemini, sözün dogrulugu hususunda sikica baglanmis bir kemer haline getirirler.

Allah yolunda ilim yapmis ugurlu kisiler, can verirler, ama yine de Allah adi vererek yemin etmezler.

Ancak bilgisiz cahiller, ahmaklar ve inatçilar, yemin ederek, sözlerini kuvvetlendirmeye çalisirlar.

Nice dinsiz ve mezhepsizler görmüsüz ki her sözlerinde üç kere yemin ederler.

Çok yemin edenler imanli kisiler degildir. Hatta üst üste ettikleri yeminler de yalanciliklarinin sahididir.

Bundan daha igrenci, nice hirsiz ve kötü kisilerin yalanlari ile âdeta veli imis gibi hareket etmeleridir.

Bunlardan bir çogu, güya kerametlerinin söhretine parlaklik vermek için yalan rüyalar uydururlar.

Asli olmadigi halde takva ve dogruluk satanlar iki âlemde kurtulus yüzü görmezler.



Baharda gezintiye çik

Ey Allah\'in yarattiklarini temasa eden ogul; ey akillilik ticarethanesine dünyaya nazar eden ogul!

Gezip dolasma mevsimi olan bahar aylari gelince gezintiye çik.